Mekan ( İlk Yayınlandığı Tarih 20.12.2009 )
“Ahirette imanın, dünyada mekânın olacak” der atalar. Yer-mekân önemli arkadaşlar. Dünyada ki imanınla belirleyeceksin, ahirette ki mekânını. Ne kadar iman, o kadar mekân…
Maslow denen vatandaş bile, o meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisinde, ikinci sıraya
“Ahirette imanın, dünyada mekânın olacak” der atalar. Yer-mekân önemli arkadaşlar. Dünyada ki imanınla belirleyeceksin, ahirette ki mekânını. Ne kadar iman, o kadar mekân…
Maslow denen vatandaş bile, o meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisinde, ikinci sıraya
Mekan ( İlk Yayınlandığı Tarih 20.12.2009 )
“Ahirette imanın, dünyada mekânın olacak” der atalar. Yer-mekân önemli arkadaşlar. Dünyada ki imanınla belirleyeceksin, ahirette ki mekânını. Ne kadar iman, o kadar mekân…
Maslow denen vatandaş bile, o meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisinde, ikinci sıraya koymuş barınma ihtiyacını. Ve dolayısıyla mekânı…
Yatak reklamın da çıkar karşına kimi zaman mekân. Mekân deyip geçme! Buluşma yeridir sevgililerin.Her zaman ki mekânda buluşuruz, unutma ha şekliyle.
Kooperatife girer vatandaş, mekân sahibi olma hayaliyle. Ömrünü bir mekân için ipotek altına alır. Yemez- içmez, tek nedeni evimiz olsun; mekânımız…
Mezara kadar mücadele...
Ecel şerbetinden yudumla, ahiret mekânına yolculuğun ilk durağıdır mezar. Dar bir mekândır ama şikâyet edeni duyan olmadı. Kimi zaman, arkandan okunan bir duadır mekân. Mekânı cennet olsun”.
Toprak ana istila edilir. Sırf mekân yapıp-satmak dürtüsüyle. Arazi mafyasına aman dikkat! Dünyada ki mekândan önce, direk ahiret mekanına fakslarlar seni. Bir bakıma vatanda bir mekân. Uğruna nice canların toprağa düştüğü, can verdiği toprak parçası.
Vatan demek…(!)Toprağım, yurdum demek. Net olarak, "vatan da bir mekân”.
Velhasıl mekân önemli abi…
-Yahu kurban olayım kes artık, içimizi kararttın be.
-Mekân sahibi olmak için, babama nameler hazırlamışım şu sıra. Beni durdurana aşk olsun. Damardan giriyorum ilk…
Sevgili babama:
-“Yahu baba! çık o birinci kattan, ruhunda mı sıkılmıyor” diyorum.
Babam:
-“Oğlum şöyle-şöyle bir ev arıyorum, bulursam çıkacağım” diyor.
-Bizim koca herif işçi emeklisi. Garibin bütçesi kısıtlı yani; lakin kriterleri de zengindir hani. Aradığı evde ki kriterleri soruyorum. Maşallah babam zevkli adam...
Önce aldığı maaştan dem vuruyor. İşçi emeklilerin sesi şekliyle. Sanki ben “hökümetim” esiyor bizim deli kurt. Haksız da sayılmaz hani! Aldığı maaş ile mutfakta çekirdek çitlese yine yetmez.
-Oğlum şöyle merkeze yakın olsun, iki veya üçüncü kattan yukarı-aşağı olmasın,140 metrekare olsun, güneş görsün, ev sahibi zırt- pırt gelmesin, kirası ucuz olsun.vs
Babamın kriterlerine uygun ev inşaa edemedikleri için, tahmin ediyorum ki müteahhitler deli oluyorlardır.
Sonra kendi kendime kızıyorum. Adam mutlu oluyor demek ki. Her an kendini ev arıyormuş gibi hissedip, o güneş görmeyen eve, böyle tahammül ediyor belki de.
Ulen diyorum içimden, bir bilet al anasını satayım. Tutuyor mu bir ikramiye? Bizim koca kurda bir şato alıyım diye geçiriyorum içimden.
Adamın biri Allah’tan hep para tura istermiş. Bir gün böyle, iki gün böyle. Sonunda yukarıdan bir ses gelmiş “ya git bir sayısal oyna ya da bir bilet al; çuvalla mı atacağız sana parayı” demiş.
Biz de para istiyoruz, hani bir çuval civarında. Kanaatkârız abi, niye iki çuval veya bin çuval demiyoruz. İhtiyaç bir çuval! Sonra düşünüyorum da, benim işte babamın ev hikâyesine dönmüş, haberim yok. Bilet alma yok, sayısal oynama yok. Çuvalla mı atacaklar gökten parayı.
Parayı bulamadık bulamaya, bizim koca herifin zulada ki parasına göz dikmişim. Herife para işini şöyle bir duyuralım dedik, adam bir daha uğramaz oldu. Şaka maka dedikse de, şeytan doldurur babından selam- kelam kesildi.
Hülasa…
Mekânı olmayan, sağda solda sabahlayanlara, Allah selamet vere, ne diyelim.
Gök kubbenin altında şu “Cennet mekân” ülkemizin de kıymetini bilelim diyelim ve kaçalım. Eyvallah…
“Ahirette imanın, dünyada mekânın olacak” der atalar. Yer-mekân önemli arkadaşlar. Dünyada ki imanınla belirleyeceksin, ahirette ki mekânını. Ne kadar iman, o kadar mekân…
Maslow denen vatandaş bile, o meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisinde, ikinci sıraya koymuş barınma ihtiyacını. Ve dolayısıyla mekânı…
Yatak reklamın da çıkar karşına kimi zaman mekân. Mekân deyip geçme! Buluşma yeridir sevgililerin.Her zaman ki mekânda buluşuruz, unutma ha şekliyle.
Kooperatife girer vatandaş, mekân sahibi olma hayaliyle. Ömrünü bir mekân için ipotek altına alır. Yemez- içmez, tek nedeni evimiz olsun; mekânımız…
Mezara kadar mücadele...
Ecel şerbetinden yudumla, ahiret mekânına yolculuğun ilk durağıdır mezar. Dar bir mekândır ama şikâyet edeni duyan olmadı. Kimi zaman, arkandan okunan bir duadır mekân. Mekânı cennet olsun”.
Toprak ana istila edilir. Sırf mekân yapıp-satmak dürtüsüyle. Arazi mafyasına aman dikkat! Dünyada ki mekândan önce, direk ahiret mekanına fakslarlar seni. Bir bakıma vatanda bir mekân. Uğruna nice canların toprağa düştüğü, can verdiği toprak parçası.
Vatan demek…(!)Toprağım, yurdum demek. Net olarak, "vatan da bir mekân”.
Velhasıl mekân önemli abi…
-Yahu kurban olayım kes artık, içimizi kararttın be.
-Mekân sahibi olmak için, babama nameler hazırlamışım şu sıra. Beni durdurana aşk olsun. Damardan giriyorum ilk…
Sevgili babama:
-“Yahu baba! çık o birinci kattan, ruhunda mı sıkılmıyor” diyorum.
Babam:
-“Oğlum şöyle-şöyle bir ev arıyorum, bulursam çıkacağım” diyor.
-Bizim koca herif işçi emeklisi. Garibin bütçesi kısıtlı yani; lakin kriterleri de zengindir hani. Aradığı evde ki kriterleri soruyorum. Maşallah babam zevkli adam...
Önce aldığı maaştan dem vuruyor. İşçi emeklilerin sesi şekliyle. Sanki ben “hökümetim” esiyor bizim deli kurt. Haksız da sayılmaz hani! Aldığı maaş ile mutfakta çekirdek çitlese yine yetmez.
-Oğlum şöyle merkeze yakın olsun, iki veya üçüncü kattan yukarı-aşağı olmasın,140 metrekare olsun, güneş görsün, ev sahibi zırt- pırt gelmesin, kirası ucuz olsun.vs
Babamın kriterlerine uygun ev inşaa edemedikleri için, tahmin ediyorum ki müteahhitler deli oluyorlardır.
Sonra kendi kendime kızıyorum. Adam mutlu oluyor demek ki. Her an kendini ev arıyormuş gibi hissedip, o güneş görmeyen eve, böyle tahammül ediyor belki de.
Ulen diyorum içimden, bir bilet al anasını satayım. Tutuyor mu bir ikramiye? Bizim koca kurda bir şato alıyım diye geçiriyorum içimden.
Adamın biri Allah’tan hep para tura istermiş. Bir gün böyle, iki gün böyle. Sonunda yukarıdan bir ses gelmiş “ya git bir sayısal oyna ya da bir bilet al; çuvalla mı atacağız sana parayı” demiş.
Biz de para istiyoruz, hani bir çuval civarında. Kanaatkârız abi, niye iki çuval veya bin çuval demiyoruz. İhtiyaç bir çuval! Sonra düşünüyorum da, benim işte babamın ev hikâyesine dönmüş, haberim yok. Bilet alma yok, sayısal oynama yok. Çuvalla mı atacaklar gökten parayı.
Parayı bulamadık bulamaya, bizim koca herifin zulada ki parasına göz dikmişim. Herife para işini şöyle bir duyuralım dedik, adam bir daha uğramaz oldu. Şaka maka dedikse de, şeytan doldurur babından selam- kelam kesildi.
Hülasa…
Mekânı olmayan, sağda solda sabahlayanlara, Allah selamet vere, ne diyelim.
Gök kubbenin altında şu “Cennet mekân” ülkemizin de kıymetini bilelim diyelim ve kaçalım. Eyvallah…