“Ak Koyun Meler Gelir” Yozgat yöresine ait en bilinen türkülerden biridir ve hem sözleri hem de taşıdığı duygu bakımından Anadolu’nun derin yaşam izlerini yansıtır.
Türkünün Hikâyesi
Bu türkü, Yozgat ve çevresinde yaşanan gurbet, ayrılık...
›
Ak Koyun Meler Gelir
“Ak Koyun Meler Gelir” Yozgat yöresine ait en bilinen türkülerden biridir ve hem sözleri hem de taşıdığı duygu bakımından Anadolu’nun derin yaşam izlerini yansıtır.
Türkünün Hikâyesi
Bu türkü, Yozgat ve çevresinde yaşanan gurbet, ayrılık ve hasret temaları üzerine kuruludur. Hikâyesi kesin olarak tek bir olaya bağlanmasa da, halk arasında anlatılan yaygın yorum şu şekildedir:
Eskiden Yozgat ve çevresinde hayvancılıkla uğraşan insanlar için koyun sürüleri, günlük yaşamın en önemli parçasıydı. Türküde geçen “ak koyun meler gelir” ifadesi, akşam vakti ağıla dönen koyunları anlatır. Bu sahne, aslında bir bekleyişin sembolüdür.
Rivayete göre:
Sevdiği kişi gurbete giden (askerlik, iş ya da başka sebeplerle) bir genç ya da genç kız, her akşam koyunların dönüşünü izler.
Çünkü sürüler dönerken herkes evine kavuşur, ama onun sevdiği kişi dönmez.
Koyunların melemesi, doğanın sıradan bir sesi olmaktan çıkar ve hasretin, yalnızlığın sesi haline gelir.
Türküdeki Anlam Katmanları
Ak koyun → Masumiyet, saflık, köy hayatı
Melemek → İçli bir çağrı, özlem
Akşam dönüşü → Kavuşma umudu ama aynı zamanda eksiklik
Bu yüzden türkü sadece bir pastoral sahne değil, aynı zamanda:
“Herkes kavuşurken benim kavuşamayışım” duygusunu anlatır.
Kültürel Önemi
“Ak Koyun Meler Gelir”, Anadolu türkülerinde sık görülen:
Gurbet acısı
Sevda
Bekleyiş temalarının güçlü bir örneğidir.
Farklı sanatçılar tarafından söylenmiş ve zamanla Türkiye genelinde tanınmıştır, ancak kökeni Yozgat yöresine dayanır ve yerel ağız özelliklerini de taşır.
________________________________________ ‹
"Eğdim Kavak Dalını", Yozgat'ın (özellikle Akdağmadeni yöresinin) en zarif ve sevilen türkülerinden biridir.
Anadolu'nun klasikleşmiş ama her daim yürek burkan "kavuşamayan sevdalılar" temasını taşır.
Türkünün Hikâyesi
Genel kabul gören...
›
Eğdim Kavak Dalını
"Eğdim Kavak Dalını", Yozgat'ın (özellikle Akdağmadeni yöresinin) en zarif ve sevilen türkülerinden biridir.
Anadolu'nun klasikleşmiş ama her daim yürek burkan "kavuşamayan sevdalılar" temasını taşır.
Türkünün Hikâyesi
Genel kabul gören anlatıya göre bu türkü, sevdiği kızı ailesinden isteyen ancak fakirliği veya toplumsal statüsü nedeniyle reddedilen bir gencin sitemini ve özlemini anlatır.
* Kavak Dalı Sembolü: Türküde geçen "kavak dalını eğmek", imkânsızı başarmaya çalışmak ya da birine boyun eğdirmek anlamında kullanılır. Genç, sevdiği kızın gönlünü kazanmış olsa da, ailesinin inadını kıramamanın verdiği üzüntüyü bu metaforla dile getirir.
* Nazlı Yâre Ayrılan Konaklar: Sözlerdeki "Nazlı yâre ayırdım gönül konaklarını" ifadesi, gerçek hayatta bir konağı veya maddi gücü olmayan gencin, sevgilisini ancak gönlünde en yüksek mertebede ağırlayabildiğini vurgular.
* Gurbet ve Ayrılık: Birçok Yozgat türküsünde olduğu gibi, bu eserde de sevgilinin bir başkasına verilmesi ihtimali veya araya giren mesafelerin yarattığı "yanma" hissi ( "Bir kötüye düşersen ahretecek yanarım" ) ön plandadır.
Künyesi ve Teknik Bilgiler
Türkü, Türk Halk Müziği'nin dev ismi, Yozgatlı sanatçı Nida Tüfekçi tarafından derlenmiş ve TRT repertuvarına kazandırılmıştır.
* Yöresi: Yozgat / Akdağmadeni
* Kaynak Kişi: Nida Tüfekçi
* Derleyen/Notaya Alan: Muzaffer Sarısözen
* Makam/Form: Türkü, ritmik yapısıyla Yozgat'ın ağırlama veya halay havalarından ziyade, daha lirik ve duygu yüklü bir uzun hava-kırık hava karışımı tınısına sahiptir.
Haydi yavrum çınarım
Dallarına konarım
Bir kötüye düşersen
Ahretecek yanarım
Yozgat kültüründe kavak ağacı hem dik duruşu hem de sulak alanlarda büyümesiyle bolluğu temsil eder; ancak bu türküde o "dik" duruş, ayrılığın acısıyla eğilen bir boyuna dönüşmüştür. Bu türkünün ezgisini dinlerken Yozgat’ın o meşhur Sürmeli tavrını ve Nida Tüfekçi’nin bağlamasındaki o hüzünlü tınıyı hissetmemek imkânsızdır ‹
Yozgat’ta icra edilen ve Valilik tarafından bastırılan kültür yayınlarında yer alan bu türkü, bölgenin "Sürmeli" tavrıyla söylenen, Yozgat’ın tozlu yollarını ve içli sevdasını anlatan özgün bir eserdir.
* Hikayesi: Bu türkü, Yozgat’ın...
›
Bülbülün Kanadı Sarı
Yozgat’ta icra edilen ve Valilik tarafından bastırılan kültür yayınlarında yer alan bu türkü, bölgenin "Sürmeli" tavrıyla söylenen, Yozgat’ın tozlu yollarını ve içli sevdasını anlatan özgün bir eserdir.
* Hikayesi: Bu türkü, Yozgat’ın eski köylerinden birinde geçen, imkânsız bir aşkın ardından yakılan bir ağıt olarak bilinir. Genç bir aşığın, sevdiği kıza kavuşamadığı için gurbete gitmesi ve orada bülbülle dertleşmesi üzerine kuruludur. ‹
Türkünün hikayesine dair birçok rivayet vardır. Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır, hava değişimi alarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi, hasta gence kızlarını göstermek istemez. Genç, tedavi...
›
Hastane Önünde İncir Ağacı
Türkünün hikayesine dair birçok rivayet vardır. Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır, hava değişimi alarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi, hasta gence kızlarını göstermek istemez. Genç, tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez, İstanbul'da kalır.
Hastane önünde incir ağacı,
Doktor bulamadı bana ilacı,
Baş tabib geliyo zehirden acı,
Garip kaldım yüreğime dert oldu,
Ellerin vatanı bana yurt oldu,
Mezarımı kazın bayıra düze,
Yönümü çevirin sıladan yüze,
Benden selam söyleyin sevdiğim gıza,
Başına koysun karalar bağlasın,
Gurbet elde kaldım diye ağlasın..." ‹
Yozgat’ın o yanık ve içli türkülerinden biri olan "Boğazında Hakik Var", hem hüzünlü bir sevdayı hem de dönemin toplumsal dokusunu yansıtan bir eserdir.
Yozgat’ın o yanık ve içli türkülerinden biri olan "Boğazında Hakik Var", hem hüzünlü bir sevdayı hem de dönemin toplumsal dokusunu yansıtan bir eserdir.
"Boğazında Hakik Var" türküsü, Yozgatlı Sait Dağkıran'a (bazı kaynaklarda Dağlıran olarak da geçebilir ancak TRT repertuvarında Dağkıran olarak kayıtlıdır) aittir.
Türkünün künyesi tam olarak şöyledir:
* Yöresi: Yozgat / Akdağmadeni
* Kaynak Kişi: Sait Dağkıran
* Derleyen: Nida Tüfekçi
* Notaya Alan: Nida Tüfekçi
* TRT Repertuvar No: 00229
Türkünün Hikayesi ve Teması
* Aşk ve Ayrılık: Türkü, sevdiği kıza kavuşamayan, gurbete gitmek zorunda kalan ya da sevdiğini kaybeden bir gencin ağzından dökülen sitemli bir ağıt gibidir.
* "Hakik" (Akik) Simgesi: Türkünün adındaki "Hakik" (Akik), Anadolu’da yaygın olarak kullanılan değerli bir taştır. Sevgilinin boğazındaki o akik kolye, hem onun zarafetini hem de erişilmezliğini simgeler.
* Toplumsal Arka Plan: Yozgat’ın o dönemdeki sosyal yapısında, ekonomik zorluklar nedeniyle gurbete giden erkeklerin geride bıraktıkları yarım kalmış sevdaları sıkça türkülerin konusu olmuştur. Bu türküde de sevgilinin başkasına verilmesi veya araya giren mesafelerin yarattığı derin bir "ah" vardır.
Türkünün Sözlerindeki İnce Detaylar
Türküde geçen bazı ifadeler, dönemin Yozgat yaşamına dair ipuçları verir:
1. "Boğazında hakik var": Sevgilinin süsü ve güzelliği ön plandadır.
2. "Gideceksen yolun var": Çaresiz bir kabulleniş ve sitem içeren, gidenin ardından söylenen o meşhur Anadolu restidir.
3. Hüzünlü Melodi: Türkünün makamı ve ritmi, Yozgat Sürmelisi tadında olup insanın içine işleyen bir dertliliğe sahiptir.
Sait Dağkıran Kimdir?
Sait Dağkıran, Yozgat'ın Akdağmadeni ilçesinden, yöre kültürüne ve müziğine hakim bir kaynak kişidir. Nida Tüfekçi gibi büyük ustalar, Anadolu'yu karış karış gezerek bu kıymetli eserleri Sait Dağkıran gibi yerel sanatçılardan ve söz üstatlarından derleyerek kayıt altına almışlardır.
Türkü, Akdağmadeni yöresine ait neşeli ama bir o kadar da sitemkar bir halay havasıdır. "Münafık" (arayı bozan kişi) yüzünden kavuşamayan sevdalıların durumunu anlatırken, nakarat kısmındaki "Hadi yavrum" bölümleriyle oyun havası karakterini korur.
Türkünün Sözleri
Boğazında hakik var da
Ne çok kalbi yıkık var
Şimdiye kavuşurduk da
Arada münafık var
Hadi yavrum hadi yavrum hadi hadi yavrum
Ninayna da ninayna da ninayna
Ufacık kızlar gel oyna kollarını ger oyna
Pınarın başı sarı da
Üstünün taşı sarı
Mevlam alnıma yazmış da
Gözü gök kaşı sarı
Hadi yavrum hadi yavrum hadi hadi yavrum
Ninayna da ninayna da ninayna
Ufacık kızlar gel oyna kollarını ger oyna
Havaların buludu da
Heybelerin kilidi
Benim sevdiğim oğlan da
Bir ocağın ümidi
Hadi yavrum hadi yavrum hadi hadi yavrum
Ninayna da ninayna da ninayna
Ufacık kızlar gel oyna kollarını ger oyna
Entarimi ben biçtim de
Kollarını dar biçtim
Ne talihsiz başım var da
Öksüz oğlana düştüm
Hadi yavrum hadi yavrum hadi hadi yavrum
Ninayna da ninayna da ninayna
Ufacık kızlar gel oyna kollarını ger oyna ‹
Yozgat’ın o meşhur bozkır sessizliğini ve Anadolu insanının sabrını anlatan bu türkü, aslında tek bir kişinin başından geçen bir olaydan ziyade, bir dönemin toplumsal gerçeğini ve ortak bir acıyı temsil eder.
İşte bu yanık türkünün ardındaki hüzünlü hikaye
1....
›
Yozgat’ın o meşhur bozkır sessizliğini ve Anadolu insanının sabrını anlatan bu türkü, aslında tek bir kişinin başından geçen bir olaydan ziyade, bir dönemin toplumsal gerçeğini ve ortak bir acıyı temsil eder.
İşte bu yanık türkünün ardındaki hüzünlü hikaye
1. Seferberlik ve Uzun Ayrılıklar
Türkünün doğuşu, Anadolu’nun seferberlik yıllarına, yani savaşların ve askerliğin bazen on yıla kadar uzadığı dönemlere dayanır. O zamanlar Yozgat gibi Anadolu şehirlerinde, genç erkeklerin askere gitmesi demek, evde kalanlar için ucu bucağı olmayan bir bekleyişin başlaması demekti.
2. "Günü Güne Eklemek"
Türkünün en can alıcı yeri olan "Günü güne eklerim" ifadesi, o dönemdeki iletişim imkansızlığını anlatır. Telefon yok, telgraf lüks, mektup ise aylar sonra gelir...
* Genç kadın, sevdiğini askere uğurladıktan sonra eşikte oturur ve her batan güne bir çentik atar.
* Bu bekleyiş sadece bir özlem değil, aynı zamanda belirsizliğe karşı tutulan bir "umut nöbetidir.
3. Yozgat'ın Hasret Kültürü
Yozgat, halk edebiyatımızda "Sürmeli" ve "Bozlak" geleneğinin merkezlerinden biridir. Bu türküde de Yozgat kadınının vakur ama içten içe yanan duruşu vardır. Sevdiğine "Sen git yârim askere" diyerek vatan borcunu her şeyin üstünde tutar, ancak arkasından döktüğü gözyaşını ve çektiği yolu sadece kendi bilir.
Türkünün Satır Arasındaki Ayrıntılar
* Mürüvvet Beklentisi: Türkünün bazı versiyonlarında geçen "Sende bir mürüvvet yok" sitemi, bazen geciken mektuba, bazen de bitmek bilmeyen askerlik süresine bir sitemdir.
* Sadakat: Türkünün özü, "Ne kadar sürerse sürsün, ben buradayım" mesajıdır. Bu, Anadolu'daki sadakat kültünün en saf örneğidir.
Türkünün Sözleri (Hatırlatma)
Asker yolu beklerim
Günü güne eklerim
Sen git yarim askere
Ben yolunu beklerim
Mendilimde tel oya,
Gülmedim doya doya.
Asker yolu beklerim de,
Günleri saya saya.
Sucu sucu suyunan,
Soğan acısıyınan.
Küsüdüm de barıştım,
Yarin bacısıyınan.
Mendilimde tel oya,
Gülmedim doya doya.
Asker yolu beklerim de,
Günleri saya saya.
Pilav pişirdim yavan,
Üstüne koydum soğan.
Yatağına uzanmış da,
Uyan askerim uyan.
Mendilimde tel oya,
Gülmedim doya doya.
Asker yolu beklerim de,
Günleri saya saya.
Bu türkü, Nida Tüfekçi gibi Yozgatlı büyük ustalar sayesinde derlenmiş ve tüm Türkiye'nin ortak derdi haline gelmiştir. ‹
Sabahınan Esen Seher Yelimi", Anadolu’nun kalbinden, Yozgat yöresinden süzülüp gelen, hüznü ve hasreti iliklerinize kadar hissettiren bir bozlak/türküdür. Bu güzel eserin arkasında, Anadolu insanının o mahcup ama derin sevda anlayışını yansıtan dokunaklı bir hikâye...
›
Sabahınan Esen Seher Yelimi", Anadolu’nun kalbinden, Yozgat yöresinden süzülüp gelen, hüznü ve hasreti iliklerinize kadar hissettiren bir bozlak/türküdür. Bu güzel eserin arkasında, Anadolu insanının o mahcup ama derin sevda anlayışını yansıtan dokunaklı bir hikâye yatar.
Türkü’nün Hikayesi
Türkü, askere giden bir gencin, arkasında bıraktığı sevdiğine duyduğu özlemi ve kavuşma umudunu anlatır. Rivayete göre; Yozgat'ın köylerinden birinde birbirini çok seven iki genç vardır. Ancak o dönemlerin kaçınılmaz gerçeği olan "uzun askerlik" veya "gurbet", bu iki gencin arasına girer.
Delikanlı askere giderken, sevdiğini Allah'a, seher yeline ve turnalara emanet eder. Anadolu kültüründe Seher Yeli, sadece bir rüzgâr değildir; o, aşıklar arasında haber taşıyan, sevgilinin kokusunu getiren kutsal bir postacı gibidir.
Temel Motifler
Türküde geçen ifadeler, aslında o dönemin yaşam biçimine ve duygusal dünyasına dair ipuçları verir:
* Gurbet ve Hasret: Türkünün her kıtasında "ayrılık" vurgusu vardır. Genç adam, gurbette çektiği çileyi ve sevdiğinin hayaliyle nasıl teselli bulduğunu dile getirir.
* Doğa Tasvirleri: Anadolu türkülerinde sıkça gördüğümüz gibi; dağlar, yollar ve kuşlar, dertleşilen birer dost gibidir.
Eserin Kimliği
Bu türkü denilince akla gelen ilk isim, bozlak kültürünün en büyük temsilcilerinden biri olan Nida Tüfekçi'dir. Yozgatlı olan Tüfekçi, bu eseri derleyerek ve o kendine has üslubuyla yorumlayarak Türk halk müziği repertuvarına kazandırmıştır.
Türküde geçen "Beni el yerlerine sayma sevdiğim" dizesi, aşığın sadakat bekleyişini ve "beni yabancı gibi görme, ben hala seninleyim" feryadını en saf haliyle özetler. ‹
"İlenger Attım Bağa" türküsü resmi kayıtlarda ve özünde Yozgat / Akdağmadeni yöresine aittir.
Bu güzel Yozgat türküsünün künyesi ve hikayesi şu şekildedir:
Türkünün Künyesi
* Yöresi: Yozgat / Akdağmadeni
* Kaynak Kişi: Aysel Sezer (Tüfekçi)
* Derleyen ve...
›
"İlenger Attım Bağa" türküsü resmi kayıtlarda ve özünde Yozgat / Akdağmadeni yöresine aittir.
Bu güzel Yozgat türküsünün künyesi ve hikayesi şu şekildedir:
Türkünün Künyesi
* Yöresi: Yozgat / Akdağmadeni
* Kaynak Kişi: Aysel Sezer (Tüfekçi)
* Derleyen ve Notaya Alan: Nida Tüfekçi
Türkünün Hikayesi ve Teması
Bu türkü, Anadolu'nun genelinde olduğu gibi, sevdiğine kavuşamayan bir gencin sitemini ve kararlılığını anlatır. Hikayesi temel olarak şu duygular üzerine kuruludur:
1. Haberleşme Sembolü (İlenger): Türküye adını veren "İlenger" (geniş bakır kap), günlük hayatta kullanılan bir eşyadır. Ancak türküde "İlenger attım bağa / Gitti değdi yaprağa" ifadesi, gizli bir haberleşmeyi veya bir dikkat çekme çabasını simgeler. Bağ, sevgililerin buluşma mekanıdır.
2. Kararlılık ve Rest Çekme: Türkünün en çarpıcı kısmı "Kız ben seni almazsam / Girmem kara toprağa" dizesidir. Bu, imkansız gibi görünen bir aşk karşısında verilen büyük bir yemindir.
3. Karşılıklı Sitem: İkinci kıtada geçen "Sen benden geçti isen / Ben de senden geçtim yar" sözleri, aşkın sadece kavuşma arzusu değil, aynı zamanda bir gurur meselesi olduğunu da gösterir. Eğer sevilen kişi vazgeçmişse, aşık da (içi yansa da) restini çeker.
4. Toplumsal Arka Plan: Akdağmadeni'nin o dönemdeki sosyal yapısında, gençlerin birbirini görmesi ve konuşması kısıtlı olduğu için bu tarz "bağ, bahçe" temalı türküler, aslında o engelleri aşma çabasının birer dışavurumudur.
Türkünün Sözler
İlenger attım bağa
Gitti değdi yaprağa
Kız ben seni almazsam
Girmem kara toprağa
Aman aman neler var
Ellerde güzeller var
Gel gidelim bahçeye
Toplanacak güller var
İlengerim teştim yar
Bakır tası seçtim yar
Sen benden geçti isen
Ben de senden geçtim yar
Nida Tüfekçi gibi bir üstadın derlemesiyle Türk Halk Müziği repertuvarına kazandırılan bu eser, Yozgat'ın neşeli ama bir o kadar da tok ve gururlu edasını en iyi yansıtan parçalardan biridir. ‹
Yozgat yöresine ait olan "Yeşil Ayna Takındın mı Beline" türküsü, Anadolu’nun pek çok türküsünde olduğu gibi kavuşamamış iki gencin hüzünlü hikayesini anlatır. Bu hikâyenin merkezinde toplumsal statü farkı ve sessizce verilen bir veda hediyesi vardır.
...
›
Yozgat yöresine ait olan "Yeşil Ayna Takındın mı Beline" türküsü, Anadolu’nun pek çok türküsünde olduğu gibi kavuşamamış iki gencin hüzünlü hikayesini anlatır. Bu hikâyenin merkezinde toplumsal statü farkı ve sessizce verilen bir veda hediyesi vardır.
Türkünün Hikâyesinin Özeti
Yozgat’ın Eski Pazar Mahallesi'nde birbirine komşu olan iki ailenin çocukları, daha küçük yaşlardayken "komşu şakası" ile birbirlerine yakıştırılırlar. Çocuklar büyüdükçe bu yakıştırma gerçek bir aşka dönüşür. Ancak zaman geçtikçe ailelerin maddi durumları arasında uçurum oluşur.
* Engeller: Genç delikanlı durumu ailesine açar ve kızı istemelerini söyler. Fakat kızın ailesi zengindir, oğlanın ailesi ise fakirdir. Kızın babası, "davul bile dengi dengine" diyerek bu evliliğe razı olmaz.
* Zoraki Evlilik: Kız, ailesinin baskısıyla zengin bir başka talibiyle evlendirilir. O dönemlerde düğünlerde adet olduğu üzere, çevre komşular gelin evine hediyeler gönderir.
* Hüzünlü Hediye: Sevdiği kızın başkasıyla evlendiğini gören genç, son bir hatıra bırakmak ister. Bir baklava tepsisinin içine gizlice yeşil bir cep aynası koyarak gelin evine gönderir.
* Sembolizm: Türküdeki "Yeşil Ayna" hem bir süs eşyasıdır hem de gencin sevgilisine "kendine bak ve beni hatırla" deme biçimidir. Ayna, o dönemlerde sevdalılar arasında sadakati ve saflığı temsil ederdi.
Künye Bilgileri
* Yöre: Yozgat
* Kaynak Kişi: Fahri Akbilek
* Derleyen/Notaya Alan: Nida Tüfekçi
Türkünün Meşhur Sözlerinden Kesit
Yeşil ayna takındın mı beline
Gümüş tarak vurdun mu zülfün teline
Kız sen gittin bir kötünün eline
Benim gibi bir yiğidi ararsın...
Bu türkü, sevdiğini bir "kötüye" (yani layık olmayan birine) kaptıran bir gencin sitemini ve pişmanlığını en içten haliyle yansıtır. ‹
"Bir Çift Durna Gördüm" türküsü, Yozgat yöresine ait en dokunaklı ve derin anlamlar barındıran bozlaklardan biridir. Bu güzel eserin hikayesi ve arka planı hakkında şunları söyleyebiliriz:
Türkünün Hikayesi ve Teması
Türkü, Nida Tüfekçi tarafından Yozgat'ın Deremumlu...
›
"Bir Çift Durna Gördüm" türküsü, Yozgat yöresine ait en dokunaklı ve derin anlamlar barındıran bozlaklardan biridir. Bu güzel eserin hikayesi ve arka planı hakkında şunları söyleyebiliriz:
Türkünün Hikayesi ve Teması
Türkü, Nida Tüfekçi tarafından Yozgat'ın Deremumlu köyünden İbrahim Bakır'dan derlenmiştir. Hikayesi doğrudan belirli bir olay üzerine kurulmuş olmaktan ziyade, Anadolu kültüründeki "turna" imgesi ve gurbet duygusu üzerine inşa edilmiştir.
* Turna Figürü:
Anadolu halk kültüründe turnalar; saflığın, sadakatin (tek eşli oldukları için) ve haberleşmenin sembolüdür. Göç yolları üzerinde olmaları sebebiyle gurbetteki aşık, sevgilisine haberini turnalarla gönderir.
* Ayrılık ve Yaralı Turna: Türkünün sözlerinde geçen "Bir çift durna gördüm gölde yoğrulmuş / Avcı vurmuş kanatları kırılmış" dizeleri, hem fiziksel bir yaralanmayı hem de manevi bir yıkımı temsil eder. Şair, kanadı kırık turna ile yâriyle arası açılmış veya gurbete düşmüş kendi hali arasında bir bağ kurar.
* Haberleşme Arzusu: Türkü boyunca ozan, turnalara yalvarır. Onlardan kendi memleketine (Deremum'a, Yozgat'a) uğramalarını, eşe dosta selam söylemelerini ister. ‹
Ziya Türküsü
"At üstünde kuşlar gibi dönen yar, gendi gedip ehbapları kalan yar" nakaratıyla söylenen Ziya Türküsü’nün hikâyesi şöyledir; Ziya yakışıklı bir delikanlıdır. Yozgat'ın Karacalar Köyü'ndendir. Aynı köyden Fikriye (kızlık soyadı Çevik) adlı kızı...
›
Ziya Türküsü
"At üstünde kuşlar gibi dönen yar, gendi gedip ehbapları kalan yar" nakaratıyla söylenen Ziya Türküsü’nün hikâyesi şöyledir; Ziya yakışıklı bir delikanlıdır. Yozgat'ın Karacalar Köyü'ndendir. Aynı köyden Fikriye (kızlık soyadı Çevik) adlı kızı sever, nişanlanır. Fikriye'nin babası Karacalar Köyü İmamı Ali Hoca’dır. Ali Hoca Kızıltepe Köyü'ne imam durur. Ziya, sık sık nişanlısını görmeye at sırtında gider, iki taraf da birbirini oldukça sevmektedir. Ziya bir gün ekin sularken üşütür ve karın ağrısından şikâyet eder. Doktora gider gelir ama fayda bulamaz ve bir hafta içerisinde ölür. (Bir başka söylentiye göre; Ziya Bey yakışıklı, at düşkünü çok iyi ata binen, iyi cirit oynayan bir yiğittir, iki köy arasında oynanan ciritte attan düşer ve orada ölür.)
Fikriye, nişanlısı Ziya'nın ölümü karşısında duymuş olduğu acıyı şiire döker ve Ziya Türküsü ortaya çıkar. Ağıtın tamamı 30 kıtadır. Yozgat'ta çok sevilen ve söylenen bir türküdür. ‹