-A –
Aba altından değnek göstermek: Üstü kapalı tehdit etmek
Abayı yakmak: Birisine aşık olmak, sevdalanmak
Abdalın karnı doyunca gözü yolda olur: Çıkarcı kimsenin arkadaşlığı işi bitinceye kadardır.
Abdalın eşeği zonguldamış da keşke koşsan demiş: Bir... ›
Aba altından değnek göstermek: Üstü kapalı tehdit etmek
Abayı yakmak: Birisine aşık olmak, sevdalanmak
Abdalın karnı doyunca gözü yolda olur: Çıkarcı kimsenin arkadaşlığı işi bitinceye kadardır.
Abdalın eşeği zonguldamış da keşke koşsan demiş: Bir... ›
-A –
Aba altından değnek göstermek: Üstü kapalı tehdit etmek
Abayı yakmak: Birisine aşık olmak, sevdalanmak
Abdalın karnı doyunca gözü yolda olur: Çıkarcı kimsenin arkadaşlığı işi bitinceye kadardır.
Abdalın eşeği zonguldamış da keşke koşsan demiş: Bir kişiden yaptığı işi daha iyi yapması.
Açgözlü: Mala veya yiyecek içecek şeylere doymak bilmeyen.
Açık yürekli: Gizli yönü olmayan, içi dışı aynı olan.
Açlıktan nefesi kokmak: Uzun süredir yoksulluk içinde bulunmak.
Açma kutuyu, söyletme kötüyü: Üzerime fazla gelme, gururumla oynama, kalbini kırabilirim.
Adam kıtlığında: İşe yarar kimselerin bulunmadığı yerde.
Adam sen de: Aldırma ne önemi var.
Ad Ayşe’nin, gözler Menevşe’nin: İşi yapan başka, sahiplenen başka.
Adana’yı yılan, Kayseri’yi yalan, Yozgat’ı ilvan batırır: Anlamı deyimin içinde izaha lüzum yok.
Ağa terlemezse azap çatlamaz: Irgatın çalışması için mal sahibinin gayret göstermesi, önce kendinin işini benimseyerek iyi çalışması gerekir.
Ağanın kızını aldım, belayı satın aldım: Faydası olur diye zengin yerden kız aldım ama faydası yerine zararı oldu.
Ağanın malı gidiyor, zabın canı gidiyor: Zengin olanın malını dilediği gibi harcar ama o malda azabın alın teri alın teri olduğundan israfa gönlü razı olmaz.
Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter: Allah yarattığı mahlûkatın rızkını da yaratır.
Ağır başlı: Oturaklı, ciddi kişi.
Ağırcanlı: Kendini üzmeden, yavaş yavaş hareket eden.
Ağır otur, batman götür: Her işe karışma, ağır başlı ol ki değerin artsın.
Ağırdan almak: Yavaş ve isteksiz davranmak.
Ağırlık altın kale, hafiflik başa bela: Her işe karışmayıp, sözünü ölçüp tartıp konuşan kişiler herkes tarafından sevilir, sayılır. Nasıl davranması gerektiğini bilmeyen insanların da başı beladan kurtulmaz.
Ağız dalaşı: Tartışma, sözle kavga.
Ağız tadıyla:1-Lezzetini duyarak 2-Dirlik düzenlik içinde.
Ağzı pis: Küfürbaz.
Ağzı açık ayran delisi: Salak salak dolaşan, gördüklerine aptal aptal bakan kimse.
Ağzı sıkı: Sır vermeyen, sır saklayan, ketum.
Ağzı sulanmak: Canı çekmek, ileri derece de heveslenmek.
Ağzına geleni söylemek:1-Ağır ve kırıcı sözler söylemek.2-Düşünmeden konuşmak.
Ağzını bozmak: Küfür etmek, kötü söz söylemek.
Ağzını kapamak: Susturmak, susmayı yeğlemek.
Ağzını tutmak: Sır saklamasını bilmek.
Ağzının payını vermek: Paylamak, birinin konuşmasına seri sözle karşılık vererek susturmak.
Ağzının suyu akmak: İmrenmek, çok arzu etmek.
Ağzıyla kuş tutsa: En olmayacak işi başarsa bile.
Ahrazın dilinden abası anlar:1-Hayvanın huyundan sahibi anlar.
2-Bir aletin çalışmasını en iyi ustası anlar.
Ahrette on parmağı yakasında olmak: Bu dünyada hakkını alamazsa, öbür dünyada hesap sormak.
Akıllılara durgunluk vermek: Şaşırtıcı olağan üstü nitelikte işler yapmak.
Akıllı danışana kadar deli oğlunu evermiş: Müşkülpesent(kararsız) olmamak, işi yapmada çabuk davranmak.
Aklı başından bir karış yukarı: Düşmeden hareket eden.
Aklı başından gitmek: Şaşırmak, ne yapacağını bilememek.
Aklı yatmak: O işin olacağına inanmak.
Aklımda duruncaya kadar karnımda dursun: Zihnimi meşgul etmesin, bir an evvel o iş sonuçlansın.
Aklına şaşayım: Birinin fikrini beğenmemek, fikri karşısında şaşırmak.
Aklından geçmek: Düşünmek.
Aklını çelmek: Düşüncesinden caydırmak.
Aklını oynatmak: Delirmek, çıldırmak.
Aklını peynir ekmekle yemek: Akılsızca davranışlarda bulunmak.
Akşam gelen misafirin yiyeceği bulgur sıkısı, yatacağı ahır sekisi: Zamansız gelen misafir, ev sahibinden özel ikram umamaz, ev sahibinden şartlarına uymak zorundadır.
Al çocuktan haberi git kubarı kubarı: Çocuk yalan söylemez, aldığın haberin doğruluğuna güvenerek sevine sevine git.
Al gülüm ver gülüm: Yapılan işin hemen karşılığını alma.
Ala dağdan aşa geldim, üstünüze paşa geldim: Mesuliyetinizi üstlenmeyi, sorumluluğunuzu almayı kabul ederek size amir olarak atanmadım.
Alan razı veren razı, arada ne geziyor kara tazı: Her iki taraf anlaşmış, ara bozmaya lüzum yok.
Aldırma kötünün lafına, bilse iyisini söyler: Kötü kişilerin sözüne itibar edilmez.
Alıcı gözüyle bakmak: Alacakmış gibi iyice gözden geçirmek, incelemek.
Alın teri dökmek: Bir işi emek vermek, çok çalışmak.
Alışmış kudurmuştan betertir: Kötü alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değildir.
Ali cengiz oyunu: Kurnazca ve haince iş düşünme.
Ali kıran baş kesen: Herkesi korkutan, sildiren, kabadayı.
Ali’nin külahını veli’ye; Veli’nin külahını Ali’ye: Prası olmadığı halde birinden aldığını berikine vererek iş yapan.
Allah “yürü ya kulum”demiş: İşleri rast gitmiş, başarılı olmuş, kısa zamanda zengin olmuş.
Allah’a bir can borcum var: Allah’ın verdiği candan başka kimseye borcum yok.
Allah’ın bildiğini kulundan saklamak: Gizlemeden doğruyu söylemek.
Allem etmek, Kalem etmek: Çeşitli yollarla başvurarak işini halletmek.
Alma avradın dulunu, arkadan gelir kulunu: Dul kadınla evlenirsen, eski kocasından olan çocuklarının sıkıntısı da beraberinde gelir.
Alma kulun ahını, gökten indirir şahini: Kimseye haksızlık etme, intizar alma, bana bir şey yapamaz deme, mutlaka cezanı çekersin.
Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste: Kimse zulmedip ahını alma. Sonra yaptığın şeyin cezasını ömrün boyunca çekersin.
Almayacaktın da niye pekmezime su kattırdın: Alacağım diye malımın özelliğini bozdurdun da şimdi niçin vazgeçtin.
Alnı açık yüzük ak: Utanacak bir hali olmamak.
Alnını karışlarım: O işin yapılması çok zor. O işin üstesinden gelen kişiyi takdir eder, yiğit kişi olduğunu onaylarım.
Alnının akıyla: Utanç duyacak bir duruma düşmeden.
Altından girip üstünden çıkmak: Elindeki malları sorumsuzca harcayıp tüketmek.
Altında üstüne getirmek: Karıştırmak alt üst etmek.
Altta kalanın canı çıksın: Herkes başının çaresine baksın başkalarını düşünmesin. Nemelazım.
Alttan almak: Yumuşak davranmak. Kırıcı davranışa karşılık vermemek.
Ana baba günü: Karmaşalı telaşlı durum kimin ne yaptığı belli değil.
Anadan doğma: Çırılçıplak.
Anadan doğmuşa dönmek: Bütün günahlarından arınmak, hastalıklardan sıkıntılardan kurtulmak.
Anandan evvel ahırı girme: Büyüklerine öncelik tanı. Saygısız davranma, sıranı bekle.
Anan ponpona kil çalsın: Senin nazını annen çeksin.
Anası kadir gecesi doğurmuş: Çok şanslı. Her işi rast giden.
Anasından doğduğuna pişman etmek: Eziyet ederek bir kimseyi canından bezdirmek.
- B –
Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var: Çok küçük olmasına rağmen yaşının üstünde umulmadık mahareti olan.
Bacam olsa dumanım tüter: Bir şeyim olsa meydanda olur. Bir şeyim yok.
Bağa bak üzüm olsun, üzüm yemeye yüzün olsun: bir işin olması için çalış, emek harca ki karşılığını beklemeye hakkın olsun.
Baldırı çıplak: Malı mülkü olmayan. Çok fakir, yiyecek içecek bir şeyi olmayan, gariban.
Balık kavağa çıkınca: Dünyada hiç olmayacak bir işin gerçekleştiğini gördüğüm zaman.
Baltayı taşa vurmak: Farkında olmadan çetin cevize denk gelmek.
Baskısız yongayı yel alır: Çok serbest olma, gerektiğinde baskıcı ol, kontrol altında tut, çok özgür bırakma.
Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz: İnsan gönlünün rahat etiği yerde kalmak ister.
Baş tacı emek: Gereğinde fazla değer vermek.
Başına gelmeyenin hoşuna gelir: Başkasının gördüğü zarar seni etkilemiyor ama başına geldiği zaman acısını anlarsın.
Başından atmak: Herhangi bir sebep uydurarak işi yapmamak geri çevirmek.
Başından korkmak: Canının yanacağı endişesine kapılmak.
Başını derde sokmak: İstemediği halde kendine zarar verecek bir işin içinde bulunmak.
Başını sokacak yer aramak: Barınacak bir yer aramak.
Başının çaresine bakmak: Yalnız kendini kurtarmaya çalışmak.
Başının etini yemek: Bir konuda çok üstelemek, rahatsız etmek.
Baykuşun hakkı üç serçe, oda ayağına gelir: Kısmeti olanın kısmeti ayağına gelir.
Bekâr gözüyle kız alınmaz: Bir şeyi çok istemekle olmaz, iyi düşünmek, incelemek gerekir.
Bekâra avrat boşaması kolay olur: İşin ehli olmayan birisi o konu hakkında konuşması kolay olur.
Bel bağlamak: Güvenmek itimat etmek.
Bela çıkarmak: Zarar verecek bir durum yaratmak.
Belaya çatmak: İçinden çıkılmaz kötü bir durumla karşı karşıya kalmak.
Ben yanarım yavruma, yavrumda yanar yavrusuna: Ben yavrumun haline acır üzülürüm de yavrumda kendi haline bakmadan durumu ondan daha iyi olan birisine acır, üzülür.
Beni diyenin bendesiyim, beni demeyenin ben nesiyim: Beni sayanı sayarım, beni
saymayanı ben de hiç saymam.
Benim derdim Döndü ile Dönede, senin derdin inek ile danada: Ben işin gönül tarafında bakarken, sen bu işten maddi menfaat beklemektesin.
Besmele duymuş şeytan gibi kaçıyor: Suçluluğunu kabul ediyor. Suçumu yüzüne vururlar diye oradan uzaklaşıyor.
Bildiğinden şaşmamak: Kendiği dediğinde inat etmek.
Bile bile lades: Kötü bir durumu bilerek kabullenmek.
Bindiği dalı kesmek: Gelir sağladığı yere zarar vermek.
Bir bezi den iki ekmek çıkmaz: Az malzemeden çok iş beklenemez.
Bir kişinin azığı iki kişiye yeter: Yiyeceklerini başkaları paylaş bencil olma.
Bir millete ölüde gerekli diride: Bir Toplumda iyiye de kötüye de ihtiyaç vardır.
Bildiğinden şaşmamak: Kendi dediğinde inat etmek.
- C –
Cahilinen gitme yola, başına getirir türlü bela: Cahil kişi ile yapılan işten hayır çıkmaz. İşi ehliyle yapmak, yol arkadaşını iyi seçmek.
Can atmak: Çok istemek.
Cana yakın: Sevimli, sevecen, samimi.
Canı yanan eşek atı geçer: Canı yananı küçümseme gayretiyle seni hayrete düşürür.
Canı çekmek: İçten istemek, çok arzulamak.
Canı pahasına: Hayatını tehlikeye atacak derecede.
Canından bezmek: Yaşamaktan zevk alamamak, bıkmak.
Canını dişine takmak: Bütün gücünü kullanmak, tehlikeleri göze almak, aşırı güç sarfı.
Canlı cenaze: Ölüden farkı olmayan, bitkin, güçsüz.
Cebi delik: Parasız pulsuz, züğürt.
- Ç –
Çabalayan çifte gider: Bir işin olmasını çok isteyene yaptırırlar.
Çağrılmadık yere çörekçi ile börekçi gider: Davet edilmedik yere gidilmez.
Gidenlerin muhakkak bir menfaatleri vardır.
Çalım satmak: Gösteriş yapmak, büyüklük taslamak.
Çalış boş durma, muhanete muhtaç olma: Başkalarına muhtaç olmamak için çalış kazan.
Çalma elin tahta kapısını, çalarlar demir kapını: Gücüne güvenerek acizlere kötülük etme, senden güçlüleri de çıkar sana zarar verir.
Çamaşır yıkayana donun ağarsın denir: Çalışanı takdir et, gayrete getir, taltif et.
Çamur atmak: İftira etmek, lekelemeye çalışmak.
Çantada keklik: Ele geçmiş saymak.
Çapanoğlunun abdes suyu gibi: İçilecek şeylerin kıvamında olmaması, duru.
Çayda kum bende para, işin yoksa metelik ara: Palavra sıktığıma bakma, hiç param yok.
Çayın hakkı üç, ev sahibi gülüyor içtikçe iç: Güler yüz ile yapılan ikramdan dilediğin kadar yiyebilirsin.
Çekip Çevirmek: Yönetmek, idare etmek.
Çene çalmak: Gevezelik etmek.
Çerçinin çağırdığına inan da, eşeğin anırdığına inanma: Sana laf getirine inanma, geçerli olan söz kişinin kendi söylediği sözdür.
Çevir gazı yanmasın: Yaptığı hatalı bir işi örtbas etmek için değişik biçimde yansıtma eğilimi.
Çığırından çıkmak: Bir mesele karşısında çok kızmak, öfkelenmek.
Çıkar yol: İşin çözüm yolu, oluru.
Çiçeği burnunda: Körpe, taze.
Çile çekmek: Eziyet çekmek.
Çingen Çingene çatmayınca kasnak kimin boğazına geçer belli olmaz: iki eşit özelliklerde kişi birbirine denk gelirse işte o zaman hak yerini bulur.
Çivi gibi olmak: Sağlıklı olmaz.
Çocuğu dövüp ağlatıyor, danayı bize bağlatıyor: Başkasına yaptıracağı işi bize yaptırıyor.
Çocuk büyür akıllanır, kamış büyür şekerlenir: Kişi yaşadıkça bilgisi artar, bitkiler büyüdükçe olgunlaşıp işe yarar hale gelir.
Çoğu gitti azı kaldı, güz bitti yazı kaldı: işin önemli kısmı bitti geriye kolay kısmı kaldı. Gayret etmekten vazgeçme anlamında.
Çoluk çocuğa karışmak: Evlenip çoluk çocuk sahibi olmak.
Çorak yerde sümbül bitmez: Beceriksiz kişinin elinden iş çıkmaz.
Çul çürüten: Bir yerde uzun süre misafir kalan.
Çürüğe çıkmak: İş yapamayacak duruma gelmek.
- D –
Dadandırma sarı gelin, dadanırsa yine gelir: Kişiyi kötü şeylere alıştırma, alışırsa her zaman ister.
Dağ dayısı, tavşan gibisi: Dışarıda yiğit, içeride (evde) korkak.
Dağdan gelip, bağdakini kovmak: Kendi yeri olmadığı halde kendi yeriymiş gibi hareket ederek, gerçek yer sahibini huzursuz edip dışlamak.
Dal budak salmak: Akraba, eş dost yönüyle yayılmak. Bir konuda çeşitli yönlerden genişlemek.
Damdan düşer gibi: Beklenmedik ve uygunsuz şekilde.
Dana papuç yemez, bunda bir iş var: Bahane uyduruyor sakın inanma.
Danışa danışa danayı kurda yedirdi: Müşkülpesent, kararsız. Karar verinceye kadar elindekini kaçıran, pimpirikli.
Danışıklı döğüş: Göz boyamak aldatmak amaçlı önceden kurulmuş oyun, şike-kumpas.
Davarı güden kurdu görür: Bir işi tutan o işin tehlikelerini ve risklerini de görür.
Dediği dedik, çaldığı düdük: İnadından vazgeçmeyen, çok inatçı.
Değirmene vardım derdim yanmaya, değirmen başladı fır fır dönmeye: Derdime derman olacak kişiye derdimi anlatmaya vardım onu kendimden daha dertli buldum.
Değirmenin suyu nereden geliyor: Harcanan para veya malın kaynağının belli olmaması.
Deli ile veli aklına düşeni yapar: Bir işin sonucunu deli düşünemediği, veli tahmin ettiği için yapmaya çalışır.
Deli inek sığırın önü sıra gelir: Akılsız kişiler olur olmaz işlerde önde olmaya çalışır.
Delikli taş yerde kalmaz: Farklı olan şeyler diğerlerinden değerlidir.
Deliye yel veriyor eline bel veriyor: Aklın da olmayan kötü işleri aklına getiriyor.
Deliye her gün bayram: Aklı olmayan her günü ayrı sanır onun için kutsal gün mefhumu yoktur.
Dere azına bağ dikme sel için, kocayınca genç kız alma el için: Bir işi yapmaya planlarken ilerde gelebilecek tehlikeleri hesaba katarak yap.
Dereler gölgelendi kötüler öfkelendi: Uygun ortam olduğu zaman kötü kişiler kötülük yapmaktan geri durmazlar.
Desinler ki Şiho’nun hançeri var: İşine yaramasa da gösteriş için bir işi yapmak.
Deveci ile dost olan kapısını yüksek yapmalı: Dost seçerken içtimai durumu hesap etmeli.
Deveye bindikten sonra çalı arkasına gizlenilmez: Yaptığın hata herkes tarafından bilindikten sonra saklamaya çalışmanın bir anlamı olmaz.
Dikili ağacı olmamak: Malı mülkü, çoluğu çocuğu olmamak.
Dikiş tutturamamak: Hiçbir işte başarılı olamamak süreklilik gösterememek.
Dil dökmek: Bir işi başkasını razı etmek için ikna etmeye çalışmak yalvarmak.
Dilden dile konuşmak: Herkes tarafından konuşulmak.
Dile kolay: İşinin veya sorunun söylediği kadar kolay olmaması.
Dili damağı kurumak: Çok susamak.
Dili eşek arısı soksun: Kibarca anlatma varken niye böyle kaba konuşuyorsun?
Dilini tut yahniyi yut: Ulu orta konuşma olur olmaza karışma karlı çıkarsın.
Dilinin altında bir şey var: Söylemek istemediği gizlediği bir şeyi konuşmalarıyla beli etmesi.
Dilere destan olmak: Kişinin bir özelliğine hayran olunup herkesçe konuşulması.
Dinsizin hakkından imansız gelir: Kötünün hakkından yine kötü olan gelir .
Dipsiz kile, boş ambar: Boşa çalışıp çabalama, hayali işlerle bir şey elde edemezsin.
Doğduğuna pişman olmak: Çok eziyet çekmek.
Dolap beygiri gibi dönmek: Aynı yerde hareket etmek sonuca ulaşamamak.
Dolap çevirmek: Hileli işlerle uğraşmak.
Domuzdan kıl çekmek: Cimriden bir şeyler koparmak almak.
Don kesmiş ekin gibi ortada kalmak: Elde avuçta ne varsa uçup gitmesi.
Dostlar alış verişte görsün: Kar zarar gözetilmeden maksat iş olsun kabilinden iş yapmak.
Dört ayağa dört direk, bana saray ne gerek: İhtiyacı karşılamak için kişiye zaruri olanlar lazım, lüksüne gerek yok.
Dünür vardım evin küçük kızına, yazı yazdım aynasının tozuna: Yapılan tercihin hatalı olduğunu kısa zamanda anlamak.
Dünya yıkılsa umurunda değil: Gamsız vurdumduymaz.
Düşe kalka: Zorlukları yene yene.
Düşeş atmak: Büyük bir şansla başarılar elde etmek.
Düşman çatlatmak: Başarılarını göstererek rakiplerine nispet etmek.
Düşmanı anan doğurur, sen dost kazanmaya bak: Önemli olan dost kazanmaktır. Düşman kazanmak kolay olur.
Düşünme derin derin, ayağını sıcak tut basını serin: Gamı kederi boş ver sen sağlığına bak.
Düven öküzünün ağzı bağlanmaz: İş yapan kişiye yaptığı işin özelliğinden faydalanma denmez.
- E –
Ebem sıçtı tavuk deşti: Konuştuğun lafın hiç değeri yok, boş konuşma, boşboğaz.
Eceli gelen it cami duvarına siyer: Belasını arayan kişi, insanların kutsal değerlerine saldırır.
Eğri oturup doğru konuşmalı: Davranışımız nasıl olursa olsun, beğenilmese de doğruyu söylemeli.
Ekmediği yerden biçer: Her işte, kendisine menfaat sağlayacak yönü olan.
Ekmeğine yağ sürmek: Amaç gütmeden birine yardım etmek.
Ekmek elden su gölden: Çalışmadan, başkasının sırtından yaşamak. Asalak.
El adama akıl verir amma, ekmek vermez: El öğüt verir fakat dar gününde yanında olmaz.
El ağzıyla çorba içme:1-Bir başkası adına konuşma.2-Başkalarının sözünü benimseyip kendi sözün gibi konuşma.
El arı, düşman karı: Dosta düşmana karşı küçük düşmemek için zoraki olarak.
El ayak çekilmek: Ortalığın sakinleşmesi.
El ayranı ciğer soğutmaz: Senin yapman gereken işi başkasının yapması seni rahatlatmaz. Elde ki değil kendinde ki daha elzemdir.
El değmemiş: Hiç Dokunulmamış.
El elde baş başta: Karı ve zararı olmadı.
Ele ele vermek: Yardımlaşmak.
El elin yitiğini ıslık çalarak arar: Senin işini senin kadar titiz yapamaz.
El eliyle yılan tutmak: Zararlı ve tehlikeli işleri başkasına yaptırmak.
El içinde vasiyet ettik, ölmezsek olmaz: Söz verdik bir kere zararımıza olsa da sözümüzden dönmek olmaz.
El kadar: Küçücük.
El koymak: Sahiplenmek, sahip çıkmak.
El öpmekle ağız pis olmaz: Makam ve mevki bakımından senden küçük de olsa ona değer vermek seni küçültmez.
El sana taşınan geliyorsa sen ona aşınan var: Sana kötülük yapanlara, sen iyilikle karşılık ver.
El sumsası yemeyen kendi sumsasını büyük sanır: Kendinden güçlü ile karşılaşmayan, kendisini herkesten güçlü zanneder.
Elden kalan, elli gün kalır: Başlanılan bir iş ertelenirse o iş sürüncemede kalır.
Elden ayaktan düşmek: Yaşlanmak, gücünü yitirmek.
Elde yiyen yolda acıkır: Başkalarından edinilen menfaatler hayatını devam ettirmeye yetmez.
Ele avuca sığmamak: Çok hareketli olan, afacan, hiperaktif.
Elekçiyi hanım etmişler, kapı kapı ekmek dilenmiş: Ne kadar uğraşırsan uğraş, huylu huyundan vazgeçmez.
Eli ayağı bu kesmek:1-Ansızın aldığı habere çok üzülmek, donup kalmak.
2-Eli ayağı çok üşümek.
Eli cebine varmaz: Cimri, para harcamayan.
Eli çabuk: Bir işi hızlı ve çabuk yapan.
Eli hamur karnı aç: Uğraştığı halde başkalarına yarar sağladığı halde kendisi istifade edemeyen.
Eli koynunda: İsteğine ulaşamamış.
Elifi görse mertek sanır: Okuryazarlığı olmayan.
Eli kulağında: Olması gerçekleşmesi çok yakın.
Eli yüzü düzgün: Dış görünüşü iyi olan.
Elim batman gözüm terazi: Tecrübemle bir çokluğun kaç ölçek geleceğini aşağı yukarı bilirim.
Elime ne koydun ki yüzüne onu çalayım: Bana iyilik yapmadın ben sana karşılık veriyim.
Elimi yudum koltuğumun altında sildim: Bir işte sonucu vardım bitirdim.
Elinde doğmak: Bir aile dostunun çocuğu doğduğu günden beri tanımak.
Elini yüzünü yumaz ama yinede işi rast gider: Pek beceriksiz ama, şansından işleri hep rast gidiyor.
Elinin hamuru ile erkek işine; elinin çamuru ile kadın işine karışma: Kadının erkek işine, erkeğin de kadın işine karışması iyi olmaz.
En akıllısı değirmene yoğurt öğütmeye gidiyor: En akıllıları bile olmayacak işlerle uğraşıyor.
Eneğine enek, bana saray ne gerek: Elimdeki varım bana yetiyor, fazlasını istemem.
Er lakabıyla anılır: Yiğit yaptığı işlerle ün kazanır, nam alır.
Erine göre bağla başın, horantana göre pişir aşın: Kocayın huyuna göre hareket et, malını idareli kullan.
Er kalkan yol, er evlenen döl alır: İşlerine önce başlayanlar diğerlerinden devamlı önde olur. Erken kalkan işini erken yapar. Erken evlenen de çoluk çocuğa erken kavuşur.
Eski çamlar bardak oldu: Zaman geçmesiyle her şey değişti.
Eski çarık pınası, bulun gelin neresi: Eski düzen devam ediyor, gelin geldi ama bir değişiklik olmadı.
Eski hamam eski tas: Her şey eskisi gibi, hiçbir değişiklik yok.
Eşeğine gücü yetmeyen kürtününü dövermiş: Kızdığı güçlü kişiye bir şey yapamayacağını bilen kişi onun malına zarar verir, hırpalar.
Eşek eşeği ödünç kaşır: Her iş karşılıklıdır.
Eşek tavlamakla yola gelmez: Fıtratı kötü olana ne yaparsan yap iyilik
yaptıramazsın.
Eşekten inmez, sözünden dönmez: İnatçılığından doğruları kabullenmez.
Etliye sütlüye karışmamak: Hiçbir işe karışmayan.
Etme kulum bulursun, inileme ölürsün: Bu dünyada ettiğini çekeceksin. Kurtulurum zannetme.
Evdeki hesap çarşıya uymadı: Tasarladığı gibi olmadı, yanlış hesap etti.
Evde bulgur yok, biz olduk bölükbaşı: Kendi halimize bakmadan boyumuzdan büyük işlere kalkıştık.
Evden kedi gitse yeri belli olur: Giden kim olursa olsun yeri aranır.
Evinde yok ufralık, gönül ister kâhyalık: Gücü kudreti yetmediği halde, yüksek mevki ve makam isteme arzusu.
Evinizde yok bir tas katık, ilvanının ocağı batık: Elinde avucunda olmadığı halde zenginle lüks yarışına kalkışma, haddini bilmeme.
Evirip çevirmek: Çok incelemek. Bir işi istediği şekle, kıvama getirmek. Üstesinden gelmek.
Evlek evlek sattık, böyle böyle battık: Elde olan her şeyi düşünmeden sata sata bitirip kötü duruma düştük.
Eyüp sabrı: Ne ağır ve sürekli üzüntülerden bile yakınmamak.
Eyvallah etmemek: Kimsenin boyunduruğu altına girmemek, eğilmemek, minnet etmemek.
Fasulye gibi kendini nimetten saymak kendini değerli saymak:
Fazla kurcalama altından çapanoğlu çıkar: iş olumsuz oldu diye fazla kurcalama, arkasından başka güçler çıkabilir.
Feleğin çemberinden geçmek :Başından çok iş geçmiş olmak, çok tecrübe sahibi.
Fırsat düşkünü: Fırsatları değerlendiren, çıkarcı.
Fitne fücur:İki kişiyi birbirine düşüren.
Foyası meydana çıkmak: Gizlediği gerçek yüzünü açığa çıkması.
- F –
Fasulye gibi kendini nimetten saymak: Kendini değerli göstermek.
Fazla kurcalama atından çapanoğlu çıkar: İşi olumsuz oldu diye fazla kurcalama arkasından başka güçler çıkabilir. Yozgat’a öz bir sürü hikâyesi vardır.
Feleğin çemberinden geçmek: Başında çok iş geçmek çok tecrübe sahibi olmak.
Fırsat düşkünü: Fırsatları değerlendiren çıkarcı.
Fitne fücur: İki kişiyi birbirine düşüren.
Fol yok yumurta yok: Hiçbir sebep yokken, varmış gibi bir havaya girmek.
Foyası meydana çıkmak: Gizlediği gerçek yünün açığa çıkması.
- G –
Gafil avlanmak: Hazırlıksız yakalanmak.
Galbur suya gitti, gör ki ne getire: Hayale kapılıp hiç olmayacak işlere kalkıştık bakalım sonuç nasıl olacak. (Hocanın göle yoğurt çalması gibi)
Gam Yememek: Üzülmemek.
Gani gönüllü: Gönlü zengin.
Garip itin kuyruğu düşünde gerek: Kimsesiz kişilerin dik başlı olmaması.
Gâvur İnadı var Çok inatçı, inadından dönmeyen.
Gâvura kızıp oruç yenmez. Başkasına kızıp doğruluktan vazgeçilmez.
Gayret dayıya düştü: Bir işi başarmak ona yakın kişinin çabasına kaldı.
Gece gündüz dememek: Vaktin uygun olup olmadığına bakmadan işe devam etmek.
Gelene hoş geldin, gidene uğurlar ola. Kimsenin işine karışmam, kimseyle alıp veremediğim yok, ben kendi işime bakarım.
Gelengi gelin olmuş, elini beline koymuş: İnsanlar mevki ve makam değiştirse de huyları değişmez. Yine bildiklerini yapar.
Gelenin sağdıcı, gidenin güvasi: Gelene gidene hizmet eder, ağarlar, ikram eder.
Gelin atta kısmet kimin kapısında: Başlanılan işin sonunun nasıl olacağı belli değildir.
Gelin ata binmiş de ya kısmet demiş: Bir işin olması için uğraşmak, olumsuz tarafını da düşünmek.
Gelin ocağa geçti, ocak bucağı geçti. Beceriksiz bir iş yapmaya kalkışınca yapacağı işin vasfı bozulur malzemeler heder olur.
Gelin olan kızın bekâret kuşağını kardeşi bağlar: Kızın maddi manevi sorumluluğu erkek kardeşe aittir.
Gençken çalışan kocalıkta yer: Zamanında kazanıp biriktiren ihtiyarlıkta yokluk çekmez.
Gırtlağına kadar borcu olmak: Çok borçlanmak.
Göklere çıkarmak Abartarak övmek.
Gökte ararken yerde bulmak: Aranan birini beklenmedik bir anda karşısında görmek.
Gölgesi altında yaşamak: Başkalarının himayesi altında yaşamak.
Gönlü olmak. İstekli olmak, razı olmak.
Gönlüne göre: İstediği gibi.
Gönül bu balada konar, boka da. Kişinin gönül iradesinin kendi elinde değildir.
Gönül açmak Ferahlamak, rahatlamak,güvenerek içini dökmek.
Gönül almak: Kırgınlığını gidermek.
Gönül düştü kediye, kedi benzer duduya: Gönül kimi severse ona o güzel görünür.
Gönül umduğu yere küser. Yardım umulan kimseden destek görülmezse gücenir.
Gönülden geçirmek: Arzulamak, hatırlamak.
Görmemişin bir oğlu olmuş, çekmişte çükünü kopartmış: Görgüsüzün eline bir mal geçince sırf gösteriş olsun diye gereksizce heba eder.
Göz atmak: Kısaca bakmak.
Göz bağlamak: Kandırmak
Göz boyamak: Aldatmak.
Göz gezdirmek: Geneline kısaca bakmak.
Göz göze gelmek: Bakışların karşılaşması.
Göz kırpmak:1 Olur anlamında işaret vermek.2 göz kapağını açık kamak.
Göz koymak: Bir şeyi elde etmeyi istemek.
Göz nuru dökmek 1Göz emeği vermek 2 incelik isteyen el işi yapmak.
Göz var nizam var: Göz kararı ile de ölçüyü tutturmak.
Gözden kaçmak: Farkından olmadan bir işin herhangi bir noktasının eksik kalması. Baktığı halde farkına varamamak görememek.
Göze batmak: Görünüşü herkesi tedirgin etmek.
Gözleri yolda kalmak: Özlemle birini veya bir haberi beklemek.
Gözlerine inanamamak: Gördüklerinin doğru olduğuna inanamayacağı kadar garip olması.
Gözlerinin içi gülmek: Çok sevinçli olmak.
Gözü arkada kalmak: Gurbette ayrıldığı yeri düşünmek.
Gözünde büyütmek: Gereğinden fazla abartmak.
Gözünün üstünde kaşı var demek: Havadan sudan bahane bulmak.
Gözünün yaşına bakmamak: Yalvarsa da acımak.
Gün görmek:1-Mutlu yaşamak 2- Tecrübeli olmak.
Günücü gurk tavuk: Başkalarını kıskanan anaç kişi.
Güzelin aşı tez pişer iki kaynar bir coşar: Güzel ahlaklı olan kişilerin işleri yolunda gider.
Güzellik karakaştan, rağbet iki baştan: Huyu güzel olan geline her iki tarafta rağbet eder.
-H-
Ha deyince: Hemencecik, derhal.
Hay senin işin, ha benim boş işim: Sende bende hiç olmayacak işlerle uğraşıyorum.
Hadi kızım elmas buralar sana kalmaz: Fazla heveslenme bu işi sana göre değil.
- I –
Isıracak it dişini göstermez: Kötülük yapacak kişi, yapacağı kötülüğü belli etmez.
- İ –
İcabına bakmak: Ortadan kaldırmak.
- K –
Kabak tadı vermek: Bıktırmak, usandırmak.
- L –
Lafı altında kalmamak: Kendisine söylenen söze karşı gereken cevabı fazlasıyla vermek, hazırcevap.
- M –
Mahkemede dayısı olmak: Devlet kapısında arka çıkanı bulunan, torpilli.
- N –
Nalıncı keseri gibi kendine yontmak: Her işte kendi çıkarını gözetmek, paylaşmayı sevmeyen.
- O –
O kadar kusur kadı kızında da bulunur: Kabul edilebilir kusuru olanlar için kullanılır, sıradan basit kusur.
- Ö –
Ödü patlamak: Çok korkmak, aşırı korku hissi.
- P –
Palavra savurmak: Bol keseden atmak, yalan söylemek.
- R –
Rahat yüzü görmemek: Hiç rahat edememek, rahat yüzüne hasret.
- S –
Saati saatine uymamak: Davranışları her zaman aynı düzeyde olmamak, sık davranış değiştiren.
- Ş –
Şapı kaynatmakla olmaz ki şeker, cinsini sevdiğim(argo) cinsine çeker: Her şey aslına çeker, ne kadar uğraşırsan uğraş özelliğini değiştiremezsin.
- T –
Tabaksın, it bokuna muhtaçsın: Derdinin dermanı için sevmediğin şeylere katlanmak zorundasın.
- U –
Ucu bucağı olmamak: Sonu olmamak, sonsuz.
- Ü –
Üçe beşe bakmamak: İşini yaptırabilmek için fedakârlık yapmaktan çekinmemek.
- V –
Varı yoğu: Neyi varsa tüm malı.
- Y-
Ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin: Bu işi mutlaka yapacaksın, bunun başka çıkarı yok.
- Z –
Zemzemle yıkanmış olmak: Birinin diğerinin yanında temiz olması. ‹
Aba altından değnek göstermek: Üstü kapalı tehdit etmek
Abayı yakmak: Birisine aşık olmak, sevdalanmak
Abdalın karnı doyunca gözü yolda olur: Çıkarcı kimsenin arkadaşlığı işi bitinceye kadardır.
Abdalın eşeği zonguldamış da keşke koşsan demiş: Bir kişiden yaptığı işi daha iyi yapması.
Açgözlü: Mala veya yiyecek içecek şeylere doymak bilmeyen.
Açık yürekli: Gizli yönü olmayan, içi dışı aynı olan.
Açlıktan nefesi kokmak: Uzun süredir yoksulluk içinde bulunmak.
Açma kutuyu, söyletme kötüyü: Üzerime fazla gelme, gururumla oynama, kalbini kırabilirim.
Adam kıtlığında: İşe yarar kimselerin bulunmadığı yerde.
Adam sen de: Aldırma ne önemi var.
Ad Ayşe’nin, gözler Menevşe’nin: İşi yapan başka, sahiplenen başka.
Adana’yı yılan, Kayseri’yi yalan, Yozgat’ı ilvan batırır: Anlamı deyimin içinde izaha lüzum yok.
Ağa terlemezse azap çatlamaz: Irgatın çalışması için mal sahibinin gayret göstermesi, önce kendinin işini benimseyerek iyi çalışması gerekir.
Ağanın kızını aldım, belayı satın aldım: Faydası olur diye zengin yerden kız aldım ama faydası yerine zararı oldu.
Ağanın malı gidiyor, zabın canı gidiyor: Zengin olanın malını dilediği gibi harcar ama o malda azabın alın teri alın teri olduğundan israfa gönlü razı olmaz.
Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter: Allah yarattığı mahlûkatın rızkını da yaratır.
Ağır başlı: Oturaklı, ciddi kişi.
Ağırcanlı: Kendini üzmeden, yavaş yavaş hareket eden.
Ağır otur, batman götür: Her işe karışma, ağır başlı ol ki değerin artsın.
Ağırdan almak: Yavaş ve isteksiz davranmak.
Ağırlık altın kale, hafiflik başa bela: Her işe karışmayıp, sözünü ölçüp tartıp konuşan kişiler herkes tarafından sevilir, sayılır. Nasıl davranması gerektiğini bilmeyen insanların da başı beladan kurtulmaz.
Ağız dalaşı: Tartışma, sözle kavga.
Ağız tadıyla:1-Lezzetini duyarak 2-Dirlik düzenlik içinde.
Ağzı pis: Küfürbaz.
Ağzı açık ayran delisi: Salak salak dolaşan, gördüklerine aptal aptal bakan kimse.
Ağzı sıkı: Sır vermeyen, sır saklayan, ketum.
Ağzı sulanmak: Canı çekmek, ileri derece de heveslenmek.
Ağzına geleni söylemek:1-Ağır ve kırıcı sözler söylemek.2-Düşünmeden konuşmak.
Ağzını bozmak: Küfür etmek, kötü söz söylemek.
Ağzını kapamak: Susturmak, susmayı yeğlemek.
Ağzını tutmak: Sır saklamasını bilmek.
Ağzının payını vermek: Paylamak, birinin konuşmasına seri sözle karşılık vererek susturmak.
Ağzının suyu akmak: İmrenmek, çok arzu etmek.
Ağzıyla kuş tutsa: En olmayacak işi başarsa bile.
Ahrazın dilinden abası anlar:1-Hayvanın huyundan sahibi anlar.
2-Bir aletin çalışmasını en iyi ustası anlar.
Ahrette on parmağı yakasında olmak: Bu dünyada hakkını alamazsa, öbür dünyada hesap sormak.
Akıllılara durgunluk vermek: Şaşırtıcı olağan üstü nitelikte işler yapmak.
Akıllı danışana kadar deli oğlunu evermiş: Müşkülpesent(kararsız) olmamak, işi yapmada çabuk davranmak.
Aklı başından bir karış yukarı: Düşmeden hareket eden.
Aklı başından gitmek: Şaşırmak, ne yapacağını bilememek.
Aklı yatmak: O işin olacağına inanmak.
Aklımda duruncaya kadar karnımda dursun: Zihnimi meşgul etmesin, bir an evvel o iş sonuçlansın.
Aklına şaşayım: Birinin fikrini beğenmemek, fikri karşısında şaşırmak.
Aklından geçmek: Düşünmek.
Aklını çelmek: Düşüncesinden caydırmak.
Aklını oynatmak: Delirmek, çıldırmak.
Aklını peynir ekmekle yemek: Akılsızca davranışlarda bulunmak.
Akşam gelen misafirin yiyeceği bulgur sıkısı, yatacağı ahır sekisi: Zamansız gelen misafir, ev sahibinden özel ikram umamaz, ev sahibinden şartlarına uymak zorundadır.
Al çocuktan haberi git kubarı kubarı: Çocuk yalan söylemez, aldığın haberin doğruluğuna güvenerek sevine sevine git.
Al gülüm ver gülüm: Yapılan işin hemen karşılığını alma.
Ala dağdan aşa geldim, üstünüze paşa geldim: Mesuliyetinizi üstlenmeyi, sorumluluğunuzu almayı kabul ederek size amir olarak atanmadım.
Alan razı veren razı, arada ne geziyor kara tazı: Her iki taraf anlaşmış, ara bozmaya lüzum yok.
Aldırma kötünün lafına, bilse iyisini söyler: Kötü kişilerin sözüne itibar edilmez.
Alıcı gözüyle bakmak: Alacakmış gibi iyice gözden geçirmek, incelemek.
Alın teri dökmek: Bir işi emek vermek, çok çalışmak.
Alışmış kudurmuştan betertir: Kötü alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değildir.
Ali cengiz oyunu: Kurnazca ve haince iş düşünme.
Ali kıran baş kesen: Herkesi korkutan, sildiren, kabadayı.
Ali’nin külahını veli’ye; Veli’nin külahını Ali’ye: Prası olmadığı halde birinden aldığını berikine vererek iş yapan.
Allah “yürü ya kulum”demiş: İşleri rast gitmiş, başarılı olmuş, kısa zamanda zengin olmuş.
Allah’a bir can borcum var: Allah’ın verdiği candan başka kimseye borcum yok.
Allah’ın bildiğini kulundan saklamak: Gizlemeden doğruyu söylemek.
Allem etmek, Kalem etmek: Çeşitli yollarla başvurarak işini halletmek.
Alma avradın dulunu, arkadan gelir kulunu: Dul kadınla evlenirsen, eski kocasından olan çocuklarının sıkıntısı da beraberinde gelir.
Alma kulun ahını, gökten indirir şahini: Kimseye haksızlık etme, intizar alma, bana bir şey yapamaz deme, mutlaka cezanı çekersin.
Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste: Kimse zulmedip ahını alma. Sonra yaptığın şeyin cezasını ömrün boyunca çekersin.
Almayacaktın da niye pekmezime su kattırdın: Alacağım diye malımın özelliğini bozdurdun da şimdi niçin vazgeçtin.
Alnı açık yüzük ak: Utanacak bir hali olmamak.
Alnını karışlarım: O işin yapılması çok zor. O işin üstesinden gelen kişiyi takdir eder, yiğit kişi olduğunu onaylarım.
Alnının akıyla: Utanç duyacak bir duruma düşmeden.
Altından girip üstünden çıkmak: Elindeki malları sorumsuzca harcayıp tüketmek.
Altında üstüne getirmek: Karıştırmak alt üst etmek.
Altta kalanın canı çıksın: Herkes başının çaresine baksın başkalarını düşünmesin. Nemelazım.
Alttan almak: Yumuşak davranmak. Kırıcı davranışa karşılık vermemek.
Ana baba günü: Karmaşalı telaşlı durum kimin ne yaptığı belli değil.
Anadan doğma: Çırılçıplak.
Anadan doğmuşa dönmek: Bütün günahlarından arınmak, hastalıklardan sıkıntılardan kurtulmak.
Anandan evvel ahırı girme: Büyüklerine öncelik tanı. Saygısız davranma, sıranı bekle.
Anan ponpona kil çalsın: Senin nazını annen çeksin.
Anası kadir gecesi doğurmuş: Çok şanslı. Her işi rast giden.
Anasından doğduğuna pişman etmek: Eziyet ederek bir kimseyi canından bezdirmek.
- B –
Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var: Çok küçük olmasına rağmen yaşının üstünde umulmadık mahareti olan.
Bacam olsa dumanım tüter: Bir şeyim olsa meydanda olur. Bir şeyim yok.
Bağa bak üzüm olsun, üzüm yemeye yüzün olsun: bir işin olması için çalış, emek harca ki karşılığını beklemeye hakkın olsun.
Baldırı çıplak: Malı mülkü olmayan. Çok fakir, yiyecek içecek bir şeyi olmayan, gariban.
Balık kavağa çıkınca: Dünyada hiç olmayacak bir işin gerçekleştiğini gördüğüm zaman.
Baltayı taşa vurmak: Farkında olmadan çetin cevize denk gelmek.
Baskısız yongayı yel alır: Çok serbest olma, gerektiğinde baskıcı ol, kontrol altında tut, çok özgür bırakma.
Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz: İnsan gönlünün rahat etiği yerde kalmak ister.
Baş tacı emek: Gereğinde fazla değer vermek.
Başına gelmeyenin hoşuna gelir: Başkasının gördüğü zarar seni etkilemiyor ama başına geldiği zaman acısını anlarsın.
Başından atmak: Herhangi bir sebep uydurarak işi yapmamak geri çevirmek.
Başından korkmak: Canının yanacağı endişesine kapılmak.
Başını derde sokmak: İstemediği halde kendine zarar verecek bir işin içinde bulunmak.
Başını sokacak yer aramak: Barınacak bir yer aramak.
Başının çaresine bakmak: Yalnız kendini kurtarmaya çalışmak.
Başının etini yemek: Bir konuda çok üstelemek, rahatsız etmek.
Baykuşun hakkı üç serçe, oda ayağına gelir: Kısmeti olanın kısmeti ayağına gelir.
Bekâr gözüyle kız alınmaz: Bir şeyi çok istemekle olmaz, iyi düşünmek, incelemek gerekir.
Bekâra avrat boşaması kolay olur: İşin ehli olmayan birisi o konu hakkında konuşması kolay olur.
Bel bağlamak: Güvenmek itimat etmek.
Bela çıkarmak: Zarar verecek bir durum yaratmak.
Belaya çatmak: İçinden çıkılmaz kötü bir durumla karşı karşıya kalmak.
Ben yanarım yavruma, yavrumda yanar yavrusuna: Ben yavrumun haline acır üzülürüm de yavrumda kendi haline bakmadan durumu ondan daha iyi olan birisine acır, üzülür.
Beni diyenin bendesiyim, beni demeyenin ben nesiyim: Beni sayanı sayarım, beni
saymayanı ben de hiç saymam.
Benim derdim Döndü ile Dönede, senin derdin inek ile danada: Ben işin gönül tarafında bakarken, sen bu işten maddi menfaat beklemektesin.
Besmele duymuş şeytan gibi kaçıyor: Suçluluğunu kabul ediyor. Suçumu yüzüne vururlar diye oradan uzaklaşıyor.
Bildiğinden şaşmamak: Kendiği dediğinde inat etmek.
Bile bile lades: Kötü bir durumu bilerek kabullenmek.
Bindiği dalı kesmek: Gelir sağladığı yere zarar vermek.
Bir bezi den iki ekmek çıkmaz: Az malzemeden çok iş beklenemez.
Bir kişinin azığı iki kişiye yeter: Yiyeceklerini başkaları paylaş bencil olma.
Bir millete ölüde gerekli diride: Bir Toplumda iyiye de kötüye de ihtiyaç vardır.
Bildiğinden şaşmamak: Kendi dediğinde inat etmek.
- C –
Cahilinen gitme yola, başına getirir türlü bela: Cahil kişi ile yapılan işten hayır çıkmaz. İşi ehliyle yapmak, yol arkadaşını iyi seçmek.
Can atmak: Çok istemek.
Cana yakın: Sevimli, sevecen, samimi.
Canı yanan eşek atı geçer: Canı yananı küçümseme gayretiyle seni hayrete düşürür.
Canı çekmek: İçten istemek, çok arzulamak.
Canı pahasına: Hayatını tehlikeye atacak derecede.
Canından bezmek: Yaşamaktan zevk alamamak, bıkmak.
Canını dişine takmak: Bütün gücünü kullanmak, tehlikeleri göze almak, aşırı güç sarfı.
Canlı cenaze: Ölüden farkı olmayan, bitkin, güçsüz.
Cebi delik: Parasız pulsuz, züğürt.
- Ç –
Çabalayan çifte gider: Bir işin olmasını çok isteyene yaptırırlar.
Çağrılmadık yere çörekçi ile börekçi gider: Davet edilmedik yere gidilmez.
Gidenlerin muhakkak bir menfaatleri vardır.
Çalım satmak: Gösteriş yapmak, büyüklük taslamak.
Çalış boş durma, muhanete muhtaç olma: Başkalarına muhtaç olmamak için çalış kazan.
Çalma elin tahta kapısını, çalarlar demir kapını: Gücüne güvenerek acizlere kötülük etme, senden güçlüleri de çıkar sana zarar verir.
Çamaşır yıkayana donun ağarsın denir: Çalışanı takdir et, gayrete getir, taltif et.
Çamur atmak: İftira etmek, lekelemeye çalışmak.
Çantada keklik: Ele geçmiş saymak.
Çapanoğlunun abdes suyu gibi: İçilecek şeylerin kıvamında olmaması, duru.
Çayda kum bende para, işin yoksa metelik ara: Palavra sıktığıma bakma, hiç param yok.
Çayın hakkı üç, ev sahibi gülüyor içtikçe iç: Güler yüz ile yapılan ikramdan dilediğin kadar yiyebilirsin.
Çekip Çevirmek: Yönetmek, idare etmek.
Çene çalmak: Gevezelik etmek.
Çerçinin çağırdığına inan da, eşeğin anırdığına inanma: Sana laf getirine inanma, geçerli olan söz kişinin kendi söylediği sözdür.
Çevir gazı yanmasın: Yaptığı hatalı bir işi örtbas etmek için değişik biçimde yansıtma eğilimi.
Çığırından çıkmak: Bir mesele karşısında çok kızmak, öfkelenmek.
Çıkar yol: İşin çözüm yolu, oluru.
Çiçeği burnunda: Körpe, taze.
Çile çekmek: Eziyet çekmek.
Çingen Çingene çatmayınca kasnak kimin boğazına geçer belli olmaz: iki eşit özelliklerde kişi birbirine denk gelirse işte o zaman hak yerini bulur.
Çivi gibi olmak: Sağlıklı olmaz.
Çocuğu dövüp ağlatıyor, danayı bize bağlatıyor: Başkasına yaptıracağı işi bize yaptırıyor.
Çocuk büyür akıllanır, kamış büyür şekerlenir: Kişi yaşadıkça bilgisi artar, bitkiler büyüdükçe olgunlaşıp işe yarar hale gelir.
Çoğu gitti azı kaldı, güz bitti yazı kaldı: işin önemli kısmı bitti geriye kolay kısmı kaldı. Gayret etmekten vazgeçme anlamında.
Çoluk çocuğa karışmak: Evlenip çoluk çocuk sahibi olmak.
Çorak yerde sümbül bitmez: Beceriksiz kişinin elinden iş çıkmaz.
Çul çürüten: Bir yerde uzun süre misafir kalan.
Çürüğe çıkmak: İş yapamayacak duruma gelmek.
- D –
Dadandırma sarı gelin, dadanırsa yine gelir: Kişiyi kötü şeylere alıştırma, alışırsa her zaman ister.
Dağ dayısı, tavşan gibisi: Dışarıda yiğit, içeride (evde) korkak.
Dağdan gelip, bağdakini kovmak: Kendi yeri olmadığı halde kendi yeriymiş gibi hareket ederek, gerçek yer sahibini huzursuz edip dışlamak.
Dal budak salmak: Akraba, eş dost yönüyle yayılmak. Bir konuda çeşitli yönlerden genişlemek.
Damdan düşer gibi: Beklenmedik ve uygunsuz şekilde.
Dana papuç yemez, bunda bir iş var: Bahane uyduruyor sakın inanma.
Danışa danışa danayı kurda yedirdi: Müşkülpesent, kararsız. Karar verinceye kadar elindekini kaçıran, pimpirikli.
Danışıklı döğüş: Göz boyamak aldatmak amaçlı önceden kurulmuş oyun, şike-kumpas.
Davarı güden kurdu görür: Bir işi tutan o işin tehlikelerini ve risklerini de görür.
Dediği dedik, çaldığı düdük: İnadından vazgeçmeyen, çok inatçı.
Değirmene vardım derdim yanmaya, değirmen başladı fır fır dönmeye: Derdime derman olacak kişiye derdimi anlatmaya vardım onu kendimden daha dertli buldum.
Değirmenin suyu nereden geliyor: Harcanan para veya malın kaynağının belli olmaması.
Deli ile veli aklına düşeni yapar: Bir işin sonucunu deli düşünemediği, veli tahmin ettiği için yapmaya çalışır.
Deli inek sığırın önü sıra gelir: Akılsız kişiler olur olmaz işlerde önde olmaya çalışır.
Delikli taş yerde kalmaz: Farklı olan şeyler diğerlerinden değerlidir.
Deliye yel veriyor eline bel veriyor: Aklın da olmayan kötü işleri aklına getiriyor.
Deliye her gün bayram: Aklı olmayan her günü ayrı sanır onun için kutsal gün mefhumu yoktur.
Dere azına bağ dikme sel için, kocayınca genç kız alma el için: Bir işi yapmaya planlarken ilerde gelebilecek tehlikeleri hesaba katarak yap.
Dereler gölgelendi kötüler öfkelendi: Uygun ortam olduğu zaman kötü kişiler kötülük yapmaktan geri durmazlar.
Desinler ki Şiho’nun hançeri var: İşine yaramasa da gösteriş için bir işi yapmak.
Deveci ile dost olan kapısını yüksek yapmalı: Dost seçerken içtimai durumu hesap etmeli.
Deveye bindikten sonra çalı arkasına gizlenilmez: Yaptığın hata herkes tarafından bilindikten sonra saklamaya çalışmanın bir anlamı olmaz.
Dikili ağacı olmamak: Malı mülkü, çoluğu çocuğu olmamak.
Dikiş tutturamamak: Hiçbir işte başarılı olamamak süreklilik gösterememek.
Dil dökmek: Bir işi başkasını razı etmek için ikna etmeye çalışmak yalvarmak.
Dilden dile konuşmak: Herkes tarafından konuşulmak.
Dile kolay: İşinin veya sorunun söylediği kadar kolay olmaması.
Dili damağı kurumak: Çok susamak.
Dili eşek arısı soksun: Kibarca anlatma varken niye böyle kaba konuşuyorsun?
Dilini tut yahniyi yut: Ulu orta konuşma olur olmaza karışma karlı çıkarsın.
Dilinin altında bir şey var: Söylemek istemediği gizlediği bir şeyi konuşmalarıyla beli etmesi.
Dilere destan olmak: Kişinin bir özelliğine hayran olunup herkesçe konuşulması.
Dinsizin hakkından imansız gelir: Kötünün hakkından yine kötü olan gelir .
Dipsiz kile, boş ambar: Boşa çalışıp çabalama, hayali işlerle bir şey elde edemezsin.
Doğduğuna pişman olmak: Çok eziyet çekmek.
Dolap beygiri gibi dönmek: Aynı yerde hareket etmek sonuca ulaşamamak.
Dolap çevirmek: Hileli işlerle uğraşmak.
Domuzdan kıl çekmek: Cimriden bir şeyler koparmak almak.
Don kesmiş ekin gibi ortada kalmak: Elde avuçta ne varsa uçup gitmesi.
Dostlar alış verişte görsün: Kar zarar gözetilmeden maksat iş olsun kabilinden iş yapmak.
Dört ayağa dört direk, bana saray ne gerek: İhtiyacı karşılamak için kişiye zaruri olanlar lazım, lüksüne gerek yok.
Dünür vardım evin küçük kızına, yazı yazdım aynasının tozuna: Yapılan tercihin hatalı olduğunu kısa zamanda anlamak.
Dünya yıkılsa umurunda değil: Gamsız vurdumduymaz.
Düşe kalka: Zorlukları yene yene.
Düşeş atmak: Büyük bir şansla başarılar elde etmek.
Düşman çatlatmak: Başarılarını göstererek rakiplerine nispet etmek.
Düşmanı anan doğurur, sen dost kazanmaya bak: Önemli olan dost kazanmaktır. Düşman kazanmak kolay olur.
Düşünme derin derin, ayağını sıcak tut basını serin: Gamı kederi boş ver sen sağlığına bak.
Düven öküzünün ağzı bağlanmaz: İş yapan kişiye yaptığı işin özelliğinden faydalanma denmez.
- E –
Ebem sıçtı tavuk deşti: Konuştuğun lafın hiç değeri yok, boş konuşma, boşboğaz.
Eceli gelen it cami duvarına siyer: Belasını arayan kişi, insanların kutsal değerlerine saldırır.
Eğri oturup doğru konuşmalı: Davranışımız nasıl olursa olsun, beğenilmese de doğruyu söylemeli.
Ekmediği yerden biçer: Her işte, kendisine menfaat sağlayacak yönü olan.
Ekmeğine yağ sürmek: Amaç gütmeden birine yardım etmek.
Ekmek elden su gölden: Çalışmadan, başkasının sırtından yaşamak. Asalak.
El adama akıl verir amma, ekmek vermez: El öğüt verir fakat dar gününde yanında olmaz.
El ağzıyla çorba içme:1-Bir başkası adına konuşma.2-Başkalarının sözünü benimseyip kendi sözün gibi konuşma.
El arı, düşman karı: Dosta düşmana karşı küçük düşmemek için zoraki olarak.
El ayak çekilmek: Ortalığın sakinleşmesi.
El ayranı ciğer soğutmaz: Senin yapman gereken işi başkasının yapması seni rahatlatmaz. Elde ki değil kendinde ki daha elzemdir.
El değmemiş: Hiç Dokunulmamış.
El elde baş başta: Karı ve zararı olmadı.
Ele ele vermek: Yardımlaşmak.
El elin yitiğini ıslık çalarak arar: Senin işini senin kadar titiz yapamaz.
El eliyle yılan tutmak: Zararlı ve tehlikeli işleri başkasına yaptırmak.
El içinde vasiyet ettik, ölmezsek olmaz: Söz verdik bir kere zararımıza olsa da sözümüzden dönmek olmaz.
El kadar: Küçücük.
El koymak: Sahiplenmek, sahip çıkmak.
El öpmekle ağız pis olmaz: Makam ve mevki bakımından senden küçük de olsa ona değer vermek seni küçültmez.
El sana taşınan geliyorsa sen ona aşınan var: Sana kötülük yapanlara, sen iyilikle karşılık ver.
El sumsası yemeyen kendi sumsasını büyük sanır: Kendinden güçlü ile karşılaşmayan, kendisini herkesten güçlü zanneder.
Elden kalan, elli gün kalır: Başlanılan bir iş ertelenirse o iş sürüncemede kalır.
Elden ayaktan düşmek: Yaşlanmak, gücünü yitirmek.
Elde yiyen yolda acıkır: Başkalarından edinilen menfaatler hayatını devam ettirmeye yetmez.
Ele avuca sığmamak: Çok hareketli olan, afacan, hiperaktif.
Elekçiyi hanım etmişler, kapı kapı ekmek dilenmiş: Ne kadar uğraşırsan uğraş, huylu huyundan vazgeçmez.
Eli ayağı bu kesmek:1-Ansızın aldığı habere çok üzülmek, donup kalmak.
2-Eli ayağı çok üşümek.
Eli cebine varmaz: Cimri, para harcamayan.
Eli çabuk: Bir işi hızlı ve çabuk yapan.
Eli hamur karnı aç: Uğraştığı halde başkalarına yarar sağladığı halde kendisi istifade edemeyen.
Eli koynunda: İsteğine ulaşamamış.
Elifi görse mertek sanır: Okuryazarlığı olmayan.
Eli kulağında: Olması gerçekleşmesi çok yakın.
Eli yüzü düzgün: Dış görünüşü iyi olan.
Elim batman gözüm terazi: Tecrübemle bir çokluğun kaç ölçek geleceğini aşağı yukarı bilirim.
Elime ne koydun ki yüzüne onu çalayım: Bana iyilik yapmadın ben sana karşılık veriyim.
Elimi yudum koltuğumun altında sildim: Bir işte sonucu vardım bitirdim.
Elinde doğmak: Bir aile dostunun çocuğu doğduğu günden beri tanımak.
Elini yüzünü yumaz ama yinede işi rast gider: Pek beceriksiz ama, şansından işleri hep rast gidiyor.
Elinin hamuru ile erkek işine; elinin çamuru ile kadın işine karışma: Kadının erkek işine, erkeğin de kadın işine karışması iyi olmaz.
En akıllısı değirmene yoğurt öğütmeye gidiyor: En akıllıları bile olmayacak işlerle uğraşıyor.
Eneğine enek, bana saray ne gerek: Elimdeki varım bana yetiyor, fazlasını istemem.
Er lakabıyla anılır: Yiğit yaptığı işlerle ün kazanır, nam alır.
Erine göre bağla başın, horantana göre pişir aşın: Kocayın huyuna göre hareket et, malını idareli kullan.
Er kalkan yol, er evlenen döl alır: İşlerine önce başlayanlar diğerlerinden devamlı önde olur. Erken kalkan işini erken yapar. Erken evlenen de çoluk çocuğa erken kavuşur.
Eski çamlar bardak oldu: Zaman geçmesiyle her şey değişti.
Eski çarık pınası, bulun gelin neresi: Eski düzen devam ediyor, gelin geldi ama bir değişiklik olmadı.
Eski hamam eski tas: Her şey eskisi gibi, hiçbir değişiklik yok.
Eşeğine gücü yetmeyen kürtününü dövermiş: Kızdığı güçlü kişiye bir şey yapamayacağını bilen kişi onun malına zarar verir, hırpalar.
Eşek eşeği ödünç kaşır: Her iş karşılıklıdır.
Eşek tavlamakla yola gelmez: Fıtratı kötü olana ne yaparsan yap iyilik
yaptıramazsın.
Eşekten inmez, sözünden dönmez: İnatçılığından doğruları kabullenmez.
Etliye sütlüye karışmamak: Hiçbir işe karışmayan.
Etme kulum bulursun, inileme ölürsün: Bu dünyada ettiğini çekeceksin. Kurtulurum zannetme.
Evdeki hesap çarşıya uymadı: Tasarladığı gibi olmadı, yanlış hesap etti.
Evde bulgur yok, biz olduk bölükbaşı: Kendi halimize bakmadan boyumuzdan büyük işlere kalkıştık.
Evden kedi gitse yeri belli olur: Giden kim olursa olsun yeri aranır.
Evinde yok ufralık, gönül ister kâhyalık: Gücü kudreti yetmediği halde, yüksek mevki ve makam isteme arzusu.
Evinizde yok bir tas katık, ilvanının ocağı batık: Elinde avucunda olmadığı halde zenginle lüks yarışına kalkışma, haddini bilmeme.
Evirip çevirmek: Çok incelemek. Bir işi istediği şekle, kıvama getirmek. Üstesinden gelmek.
Evlek evlek sattık, böyle böyle battık: Elde olan her şeyi düşünmeden sata sata bitirip kötü duruma düştük.
Eyüp sabrı: Ne ağır ve sürekli üzüntülerden bile yakınmamak.
Eyvallah etmemek: Kimsenin boyunduruğu altına girmemek, eğilmemek, minnet etmemek.
Fasulye gibi kendini nimetten saymak kendini değerli saymak:
Fazla kurcalama altından çapanoğlu çıkar: iş olumsuz oldu diye fazla kurcalama, arkasından başka güçler çıkabilir.
Feleğin çemberinden geçmek :Başından çok iş geçmiş olmak, çok tecrübe sahibi.
Fırsat düşkünü: Fırsatları değerlendiren, çıkarcı.
Fitne fücur:İki kişiyi birbirine düşüren.
Foyası meydana çıkmak: Gizlediği gerçek yüzünü açığa çıkması.
- F –
Fasulye gibi kendini nimetten saymak: Kendini değerli göstermek.
Fazla kurcalama atından çapanoğlu çıkar: İşi olumsuz oldu diye fazla kurcalama arkasından başka güçler çıkabilir. Yozgat’a öz bir sürü hikâyesi vardır.
Feleğin çemberinden geçmek: Başında çok iş geçmek çok tecrübe sahibi olmak.
Fırsat düşkünü: Fırsatları değerlendiren çıkarcı.
Fitne fücur: İki kişiyi birbirine düşüren.
Fol yok yumurta yok: Hiçbir sebep yokken, varmış gibi bir havaya girmek.
Foyası meydana çıkmak: Gizlediği gerçek yünün açığa çıkması.
- G –
Gafil avlanmak: Hazırlıksız yakalanmak.
Galbur suya gitti, gör ki ne getire: Hayale kapılıp hiç olmayacak işlere kalkıştık bakalım sonuç nasıl olacak. (Hocanın göle yoğurt çalması gibi)
Gam Yememek: Üzülmemek.
Gani gönüllü: Gönlü zengin.
Garip itin kuyruğu düşünde gerek: Kimsesiz kişilerin dik başlı olmaması.
Gâvur İnadı var Çok inatçı, inadından dönmeyen.
Gâvura kızıp oruç yenmez. Başkasına kızıp doğruluktan vazgeçilmez.
Gayret dayıya düştü: Bir işi başarmak ona yakın kişinin çabasına kaldı.
Gece gündüz dememek: Vaktin uygun olup olmadığına bakmadan işe devam etmek.
Gelene hoş geldin, gidene uğurlar ola. Kimsenin işine karışmam, kimseyle alıp veremediğim yok, ben kendi işime bakarım.
Gelengi gelin olmuş, elini beline koymuş: İnsanlar mevki ve makam değiştirse de huyları değişmez. Yine bildiklerini yapar.
Gelenin sağdıcı, gidenin güvasi: Gelene gidene hizmet eder, ağarlar, ikram eder.
Gelin atta kısmet kimin kapısında: Başlanılan işin sonunun nasıl olacağı belli değildir.
Gelin ata binmiş de ya kısmet demiş: Bir işin olması için uğraşmak, olumsuz tarafını da düşünmek.
Gelin ocağa geçti, ocak bucağı geçti. Beceriksiz bir iş yapmaya kalkışınca yapacağı işin vasfı bozulur malzemeler heder olur.
Gelin olan kızın bekâret kuşağını kardeşi bağlar: Kızın maddi manevi sorumluluğu erkek kardeşe aittir.
Gençken çalışan kocalıkta yer: Zamanında kazanıp biriktiren ihtiyarlıkta yokluk çekmez.
Gırtlağına kadar borcu olmak: Çok borçlanmak.
Göklere çıkarmak Abartarak övmek.
Gökte ararken yerde bulmak: Aranan birini beklenmedik bir anda karşısında görmek.
Gölgesi altında yaşamak: Başkalarının himayesi altında yaşamak.
Gönlü olmak. İstekli olmak, razı olmak.
Gönlüne göre: İstediği gibi.
Gönül bu balada konar, boka da. Kişinin gönül iradesinin kendi elinde değildir.
Gönül açmak Ferahlamak, rahatlamak,güvenerek içini dökmek.
Gönül almak: Kırgınlığını gidermek.
Gönül düştü kediye, kedi benzer duduya: Gönül kimi severse ona o güzel görünür.
Gönül umduğu yere küser. Yardım umulan kimseden destek görülmezse gücenir.
Gönülden geçirmek: Arzulamak, hatırlamak.
Görmemişin bir oğlu olmuş, çekmişte çükünü kopartmış: Görgüsüzün eline bir mal geçince sırf gösteriş olsun diye gereksizce heba eder.
Göz atmak: Kısaca bakmak.
Göz bağlamak: Kandırmak
Göz boyamak: Aldatmak.
Göz gezdirmek: Geneline kısaca bakmak.
Göz göze gelmek: Bakışların karşılaşması.
Göz kırpmak:1 Olur anlamında işaret vermek.2 göz kapağını açık kamak.
Göz koymak: Bir şeyi elde etmeyi istemek.
Göz nuru dökmek 1Göz emeği vermek 2 incelik isteyen el işi yapmak.
Göz var nizam var: Göz kararı ile de ölçüyü tutturmak.
Gözden kaçmak: Farkından olmadan bir işin herhangi bir noktasının eksik kalması. Baktığı halde farkına varamamak görememek.
Göze batmak: Görünüşü herkesi tedirgin etmek.
Gözleri yolda kalmak: Özlemle birini veya bir haberi beklemek.
Gözlerine inanamamak: Gördüklerinin doğru olduğuna inanamayacağı kadar garip olması.
Gözlerinin içi gülmek: Çok sevinçli olmak.
Gözü arkada kalmak: Gurbette ayrıldığı yeri düşünmek.
Gözünde büyütmek: Gereğinden fazla abartmak.
Gözünün üstünde kaşı var demek: Havadan sudan bahane bulmak.
Gözünün yaşına bakmamak: Yalvarsa da acımak.
Gün görmek:1-Mutlu yaşamak 2- Tecrübeli olmak.
Günücü gurk tavuk: Başkalarını kıskanan anaç kişi.
Güzelin aşı tez pişer iki kaynar bir coşar: Güzel ahlaklı olan kişilerin işleri yolunda gider.
Güzellik karakaştan, rağbet iki baştan: Huyu güzel olan geline her iki tarafta rağbet eder.
-H-
Ha deyince: Hemencecik, derhal.
Hay senin işin, ha benim boş işim: Sende bende hiç olmayacak işlerle uğraşıyorum.
Hadi kızım elmas buralar sana kalmaz: Fazla heveslenme bu işi sana göre değil.
- I –
Isıracak it dişini göstermez: Kötülük yapacak kişi, yapacağı kötülüğü belli etmez.
- İ –
İcabına bakmak: Ortadan kaldırmak.
- K –
Kabak tadı vermek: Bıktırmak, usandırmak.
- L –
Lafı altında kalmamak: Kendisine söylenen söze karşı gereken cevabı fazlasıyla vermek, hazırcevap.
- M –
Mahkemede dayısı olmak: Devlet kapısında arka çıkanı bulunan, torpilli.
- N –
Nalıncı keseri gibi kendine yontmak: Her işte kendi çıkarını gözetmek, paylaşmayı sevmeyen.
- O –
O kadar kusur kadı kızında da bulunur: Kabul edilebilir kusuru olanlar için kullanılır, sıradan basit kusur.
- Ö –
Ödü patlamak: Çok korkmak, aşırı korku hissi.
- P –
Palavra savurmak: Bol keseden atmak, yalan söylemek.
- R –
Rahat yüzü görmemek: Hiç rahat edememek, rahat yüzüne hasret.
- S –
Saati saatine uymamak: Davranışları her zaman aynı düzeyde olmamak, sık davranış değiştiren.
- Ş –
Şapı kaynatmakla olmaz ki şeker, cinsini sevdiğim(argo) cinsine çeker: Her şey aslına çeker, ne kadar uğraşırsan uğraş özelliğini değiştiremezsin.
- T –
Tabaksın, it bokuna muhtaçsın: Derdinin dermanı için sevmediğin şeylere katlanmak zorundasın.
- U –
Ucu bucağı olmamak: Sonu olmamak, sonsuz.
- Ü –
Üçe beşe bakmamak: İşini yaptırabilmek için fedakârlık yapmaktan çekinmemek.
- V –
Varı yoğu: Neyi varsa tüm malı.
- Y-
Ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin: Bu işi mutlaka yapacaksın, bunun başka çıkarı yok.
- Z –
Zemzemle yıkanmış olmak: Birinin diğerinin yanında temiz olması. ‹